DOLAR

48,6519$%0,06

EURO

56,1498%-0,06

GRAM ALTIN

6.794,35%1,20

ÇEYREK ALTIN

11.107,00%1,18

TAM ALTIN

44.266,00%1,16

BİTCOİN

3687428฿%-0.46947

Sabah Vakti a 02:00
Aydın °
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a
Yiğit Cankurt

Yiğit Cankurt

14 Eylül 2026 Pazartesi

Cumhur İttifakı Aydın’da İflasın Eşiğinde

Cumhur İttifakı Aydın’da İflasın Eşiğinde
0

BEĞENDİM

ABONE OL

12 Eylül 2026 Cumartesi günü Aydın Mimar Sinan Kapalı Spor Salonu’nda gerçekleştirilen MHP Aydın 15. Olağan İl Kongresi, bana göre bir siyasi güç gösterisi olmaktan çok, Aydın teşkilatının içine sürüklendiği yalnızlığın fotoğrafı oldu.

Günlerdir birlik, beraberlik, kardeşlik ve büyük buluşma denildi. Aydın’ın 17 ilçesine çağrılar yapıldı. Ali Kınık ve Ahmet Öngel konserleriyle salonun doldurulması hedeflendi. Nitekim kongre öncesi açıklamalarda bütün Aydınlılar ve ülküdaşlar salona davet edilmişti.

Peki ortaya ne çıktı? Dağ fare doğurdu!

Kongrenin en çarpıcı tarafı, kimlerin geldiğinden çok kimlerin gelmediğiydi. Cumhur İttifakı’nın Aydın’daki en önemli isimlerinden AK Parti İl Başkanı Mehmet Erdem yoktu. AK Parti milletvekilleri Mustafa Savaş, Seda Sarıbaş ve Ömer Karakaş yoktu. Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu yoktu. Buna karşılık basına yansıyan katılımcılar arasında AK Parti Milletvekili Ömer Özmen ve AK Parti İl Başkan Vekili İsmail Hakkı Eser yer aldı.

İş dünyasının tablosu da düşündürücüydü. Aydın Sanayi Odası Başkanı Gökhan Maraş, Aydın Ticaret Odası Başkanı Hakan Ülken, Nazilli Ticaret Odası Başkanı Nuri Aslan, Kuşadası Ticaret Odası Başkanı Serdar Akdoğan, Söke Ticaret Odası Başkanı Metin Sakalar, Didim Ticaret Odası Başkanı Hilmi Ertaş salonda yoktu. Aydın Ticaret Borsası Başkanı Fevzi Çondur, Nazilli Ticaret Borsası Başkanı Nurettin Kırlıoğlu ve Söke Ticaret Borsası Başkanı Ahmet Nejat Sağel yoktu.

Esnaf camiasındaki tablo daha da dikkat çekiciydi. Aydın Esnaf Odaları Birlik Başkanı Muhammet Ali Künkçü yoktu; oda başkanlarının bölümü yoktu.

STK temsilcilerinin çok büyük bölümü yoktu. Aydın’ın uç beyleri sayılabilecek muhtarlar yoktu. Kanaat önderleri yoktu. Hemşehri derneklerinin başkanları yoktu. Daha vahimi; MHP kongresinin ruhunu oluşturması gereken Ülkü Ocaklı gençlerin tribünlerdeki kitlesel varlığı yoktu. Geçmiş dönem il başkanları, geçmiş dönem ilçe başkanları, yıllarca bu davanın yükünü omuzlamış MHP’nin aksakallıları da ortada yoktu.

Fotoğraflara bakıldığında boş kalan geniş tribün bölümleri ve sıralar zaten tartışmanın nedenini anlatıyor. Buna rağmen bazı basın yayın organlarının kongreyi yoğun katılım veya coşkulu atmosfer ifadeleriyle aktarması ile salondan çekilen görüntüler arasında kamuoyunun değerlendirmesi gereken ciddi bir fark var.

Ali Kınık ve Ahmet Öngel gibi ülkücü camianın sevdiği sanatçılar getirildi. Fakat konser bölümündeki katılımın dahi beklenen seviyeye ulaşmaması, bana göre organizasyonun siyasi tablosunu daha da ağırlaştırdı.

Asıl sorulması gereken soru şudur: Bu kadar insan neden gelmedi?

Osman Gazi Cihangiroğlu kongrede kırgınlıkların geride bırakılmasından, omuz omuza yürümekten ve MHP’yi Aydın’da birinci parti yapmaktan söz etti. Fakat birlik kürsüden söylenen sözle değil, salonda yan yana oturabilen insanlarla ölçülür. Kucaklaşma konuşmayla değil, kırdığınız insanların yeniden o salona gelmesiyle anlaşılır.

Kullanıcı tarafından aktarılan delege rakamları doğruysa, 17 ilçede Osman Gazi Cihangiroğlu ve ekibi tarafından bizzat belirlenen yaklaşık 600 il delegesinden yalnızca 200 civarının sandığa gelip oy kullanması başlı başına sorgulanması gereken siyasi bir tablodur. Bu sayı resmî hazirun ve seçim kurulu tutanaklarıyla kesinleştirildiğinde çok daha ağır bir anlam kazanacaktır.

Bu mu demokrasi? Bu mu birleştiricilik? Bu mu kucaklaşma?

Üstelik kongre günü basında Cihangiroğlu’nun geçmişte Devlet Bahçeli’ye ilişkin olduğu ileri sürülen sosyal medya paylaşımlarının yeniden gündeme taşınması da ayrı bir skandal ve tartışma başlığı oluşturdu.

Yeni yönetim listesi ise başka tartışmaları beraberinde getirdi. Basına yansıyan resmî olmayan listede Abdullah Sermet Demirci’nin yönetimde yer aldığı görülüyor. Demirci hakkında geçmiş dönemde, herhangi bir resmî sıfatı bulunmadığı sırada il yönetim kurulu üyelerinin aidatlarının şahsî hesabında toplandığı yönündeki iddialar varken; aynı şekilde Sinan Ateş’in mezarı başında çekildiği belirtilen görüntüler ve MHP lideri Devlet Bahçeli’ye karşı yapılan intikam yemini ifadeleri bilinirken, il yönetimine alınması gerçekten çok şaşırtıcı.

Çünkü MHP’nin yönetim kadrolarında bulunmak sıradan bir görev değildir. Yıllarca il başkanlığı, ilçe başkanlığı ve yönetim kurulu üyeliği yapmış; bedel ödemiş, emek vermiş ülkücüler salonun dışında kalırken tartışmalı geçmişleri bulunan isimlerin ön plana çıkması, teşkilat vicdanında mutlaka sorgulanacaktır.

Ve kongrenin belki de en ironik sonucu… Bunca tartışmanın ardından Deniz Depboylu’nun üst kurul delegesi yazılması, bana göre Osman Gazi Cihangiroğlu’nun kongredeki en dikkat çekici siyasi başarısı oldu.

Sonuçta bugün Aydın’da yalnızca bir il başkanı seçilmedi. Bir siyasi yalnızlığın fotoğrafı çekildi. Bir tarafta boş koltuklar, diğer tarafta gelmeyen eski il ve ilçe başkanları; bir tarafta katılmayan iş dünyası ve STK’lar, diğer tarafta görünmeyen kanaat önderleri ve ülkücü gençlik…

Böyle bir tablonun ardından “MHP’yi Aydın’da birinci parti yapacağız” demek kolaydır. Asıl mesele, bugün o salona getiremediğiniz ülkücüyü yarın sandığa nasıl götüreceğinizdir.

Daha önemlisi Cumhur İttifakı açısından alarm zilleri çalmaktadır. MHP’nin kendi kongresinde ortaya çıkan bu görüntü yalnızca MHP’nin iç meselesi olarak görülmemelidir. İttifak ortaklarının, yerel siyasetin, meslek kuruluşlarının ve teşkilat hafızasının aynı salonda buluşamadığı bir yapı, seçim meydanında çok daha ağır bir bedelle karşılaşabilir.

Bugünkü kongre bana tek bir cümle söylüyor: Dağ fare doğurmuştur. Ve eğer bu tablo doğru okunmaz, kırılanlar kucaklanmaz, dışlananlar yeniden kazanılmaz ve teşkilatın hafızasıyla kavga edilmeye devam edilirse; Cumhur İttifakı Aydın’da iflasın eşiğindedir.

Devamını Oku

Ülkü Ocakları Tahsilat Makamı Değildir

Ülkü Ocakları Tahsilat Makamı Değildir
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Bazı makamlar vardır; temsil ettiği isim, o makamda oturan kişiden çok daha büyüktür.

Ülkü Ocakları da böyledir.

Ülkü Ocakları Eğitim ve Kültür Vakfı, yıllarca Türk milliyetçiliğinin fikir cephesi olmuş; binlerce genci vatan, millet, devlet ve ahlak şuuruyla yetiştirmeyi kendisine görev edinmiş bir müessesedir. Bu kurumun kapısından içeri giren insanlar, kişisel menfaat için değil, bir davaya hizmet etmek için girerler.

İşte tam da bu nedenle, son günlerde Aydın’da kamuoyuna yansıyan tartışmalar yalnızca şahısları değil, doğrudan Ülkü Ocakları’nın manevi itibarını ilgilendirmektedir.

Önce Aydın Büyükşehir Belediyesi ile kurulan ilişkiler konuşuldu. Ardından Ülkü Ocakları adına verilen iftar programının sponsorluğu tartışıldı. Sonrasında sosyal medyada, il temsilcisinin eşinin belediyede işe alınması çeşitli yorumlara konu oldu. Bu iddiaları haberleştiren gazeteciye yönelik gerçekleştirilen saldırı ise tartışmayı bambaşka bir noktaya taşıdı.

Bugün ise kamuoyuna yansıyan yeni iddialar, Germencikli bir vatandaşın Urfa’ya sattığı hayvanların karşılığı olan alacağını tahsil edemediği konusunda yardım arayışı sırasında Ülkü Ocakları ile yapılan görüşmeleri ve bu süreçte maddi talepler ileri sürüldüğü iddiasını gündeme taşımaktadır.

Elbette bütün bu iddiaların doğruluğu yetkili makamların ortaya koyacağı kamera ve HTS kayıtlarıyla netleşecektir.

Ancak burada asıl sorgulanması gereken konu, bir kurumun hangi görüntünün içine çekildiğidir. Çaresiz kalmış, malını kaptırmış, parasını tahsil edemeyen insanların umut kapısı olması gereken bir yapının, kamuoyunda “aracılık”, “komisyon”, “çıkar ilişkisi” ya da “tahsilat” iddialarıyla anılması bile başlı başına büyük bir yara değil midir?

Ülkü Ocakları, hukukun yerine geçen bir kurum değildir. Ülkü Ocakları, alacak tahsil eden bir organizasyon değildir. Ülkü Ocakları, nüfuz kullanılarak kişisel menfaat sağlanacak bir makam hiç değildir.

Çünkü Ülkü Ocakları’nın en büyük sermayesi ne binasıdır ne makamıdır. En büyük sermayesi, yarım asrı aşan zamanda verdiği güvendir.

Bir il temsilcisi yalnızca kendisini temsil etmez. O makamda oturan kişi; Başbuğ Alparslan Türkeş’in emanetini, binlerce şehidin hatırasını ve milyonlarca ülkücünün onurunu temsil eder.

Bu yüzden yapılan her davranış, söylenen her söz ve kurulan her ilişki yalnızca kişiyi değil, kurumu da bağlar.

Eğer kamuoyunda oluşan bu iddialar doğru değilse, en büyük sorumluluk yine kurum yöneticilerine düşmektedir. Belgeleriyle, açıklamalarıyla ve şeffaf bir şekilde kamuoyunu aydınlatmalıdırlar.

Eğer iddiaların herhangi bir kısmı doğruysa, mesele artık bir kişinin meselesi olmaktan çıkar; Ülkü Ocakları’nın itibarını koruma meselesine dönüşür.

Çünkü Ülkü Ocakları makamı, zor durumda kalan insanların çaresizliğini kazanca dönüştürecek bir makam olamaz. Orası menfaat kapısı değil, fedakârlık kapısıdır. Orası ticaret yapılacak yer değil, dava adamı yetiştirilecek ocaktır.

Ülkücülük, mazlumun elinden tutmaktır; elindekini almak değildir. Ülkücülük, güven vermektir; güveni tartışılır hâle getirmek değildir.

Unutulmamalıdır ki; bir kurum, dışarıdan gelen saldırılarla değil, içeride oluşan güven kaybıyla yıpranır.

Bugün korunması gereken yalnızca bir kişinin makamı değil, yarım asırlık bir davanın temsil ettiği duruşu ve itibarıdır.

Devamını Oku

MHP İl Başkanlığı Ne Nimettir Ne Ganimettir!

MHP İl Başkanlığı Ne Nimettir Ne Ganimettir!
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Bazı makamlar vardır; kapısı açıldığında alkış duyarsınız.

Bazı makamlar vardır; kapısından içeri adım attığınız anda omuzlarınıza yılların yükü, binlerce insanın emeği, koskoca bir davanın mesuliyeti ve şehitlerin emaneti biner.

Milliyetçi Hareket Partisi İl Başkanlığı işte o ikinci makamdır.

Çünkü MHP’de il başkanlığı sıradan bir siyasi unvan değildir. Ne siyasi ikbal basamağıdır. Ne kişisel hesapların görüleceği bir koltuktur. Ne dostların ödüllendirilip, sevilmeyenlerin cezalandırılacağı bir güç merkezidir. Ne de dar bir çevrenin tasarrufuna bırakılabilecek bir ganimettir.

O makam emanettir. Hem de öyle sıradan bir emanet değil…

Toprağa düşmüş ülkücü şehitlerin, bedenlerinde mücadelenin izlerini taşıyan gazilerin, gençliğini zindanlarda bırakan ülkücülerin ve yıllarca hiçbir karşılık beklemeden teşkilatların yükünü omuzlayan dava insanlarının emanetidir.

Emanet…

Türk töresinde en ağır kelimelerden biridir. Emaneti teslim almak şeref, hakkını vermek mesuliyet, emanete halel getirmek ise vebaldir.

Başbuğ Alparslan Türkeş’in anlayışında ülkücü hareket; disiplinin, ahlakın, sadakatin, fedakârlığın, kardeşliğin ve millet sevdasının adıydı.

Makamlar ise davaya hizmet etmenin aracıydı. Asla amaç değildi.

Bu yüzden ülkücü anlayışta makam insanı büyütmez; insan makamı büyütür.

İnsan adaletliyse teşkilat güçlenir. Vefalıysa ülküdaşlar kenetlenir. İstişare ediyorsa ortak akıl doğar.

Ama kibir büyür, şahsi hesaplar davanın önüne geçerse en büyük makam dahi küçülür.

Bugün herhangi bir şehirde MHP İl Başkanlığı koltuğuna oturan herkes önce aynaya değil, vicdanına bakmalıdır. Ve kendisine şu soruyu sormalıdır: Ben mi bu koltuğa değer katıyorum, yoksa bu kutlu koltuk mu benim eksiklerimi örtüyor?

Çünkü o makamın görünmeyen misafirleri vardır. 1980 öncesinde toprağa düşen ülkücü şehitler vardır. Evladının tabutuna sarılan anaların gözyaşı vardır. Gençliğini cezaevi koğuşlarında bırakan dava insanlarının hatırası vardır. Bayrak asmış, afiş yapıştırmış, sandık beklemiş, kapı kapı dolaşmış ama hiçbir gün “Ben bunun karşılığında ne alacağım?” dememiş ülkücülerin alın teri vardır.

İl Başkanlığı makamı işte bütün bu hatıraların üzerinde yükselen ağır bir emanettir.

İl Başkanlığı Kibir Makamı Değildir

Bir il başkanına bir şehir değil, teşkilat emaneti teslim edilir.

İnsanları kendisine tabi kılması için değil, aynı davaya gönül verenleri bir araya getirmesi için görevlendirilir.

Kendisini alkışlayanları yükseltip eleştirenleri dışlaması için değil; teşkilatın tamamını kucaklaması için oradadır.

Çünkü il başkanlığı; kibir makamı değildir. İntikam makamı değildir. Adam kayırma makamı değildir. Tasfiye makamı değildir. Hizip kurma makamı hiç değildir.

Yıllarını davaya vermiş insanların teşkilat kapısından çekinerek girdiği; resmî hiçbir görevi bulunmayanların ise koridorlarda söz sahibi olduğu bir yapı ortaya çıkmışsa, orada kişileri değil teşkilat anlayışını sorgulamak gerekir.

Ülkücü hareket’te yetkinin kaynağı dostluklar, özel yakınlıklar veya kapalı kapılar ardındaki ilişkiler değildir.

Yetkinin kaynağı teşkilattır. Ve teşkilatta herkes yerini, görevini ve sorumluluğunu bilmelidir.

Ülkücü, Ülkücüyü Tasfiye Etmez

Bir il başkanının büyüklüğü kaç kişiyi görevden aldığıyla değil, kaç kırgın ülkücüyü yeniden kazandığıyla ölçülür.

Kaç kişiyi susturduğuyla değil, kaç kişiyi dinlediğiyle ölçülür.

Etrafında kaç kişinin “Başkanım çok haklısınız” dediğiyle değil, gerektiğinde “Başkanım burada yanlış yapıyorsunuz” diyebilecek kaç dava arkadaşını yanında tutabildiğiyle ölçülür.

Çünkü sadece alkışlayanlarla yürüyen yönetici bir süre sonra teşkilatın sesini değil, kendi çevresinin yankısını duymaya başlar.

İşte tehlike tam burada başlar.

Yıllarca ocaklarda, ilçelerde, belediyelerde ve sandıklarda mücadele etmiş insanları bir gecede yok sayamazsınız.

Kongreleri hesaplaşma aracına dönüştüremezsiniz.

Delegeleri “benden olanlar” ve “olmayanlar” diye ayıramazsınız.

Çünkü ülkücünün sadakati kişilere değil, davayadır.

İlçe başkanlarıyla, belediye başkanlarıyla, meclis üyeleriyle veya geçmiş dönem yöneticileriyle güç yarıştırarak teşkilat büyütülmez.

Teşkilat güç gösterisiyle değil, gönül kazanarak büyür.

Bugün bir ilçe başkanını değiştirebilirsiniz. Bir yöneticiyi listenin dışında bırakabilirsiniz. Bir delegeyi yazmayabilirsiniz. Bir kapıyı kapatabilirsiniz.

Ama unutulmaması gereken bir hakikat vardır: Hiçbir makam, ülkücünün hafızasından büyük değildir.

Makamlar Geçicidir, Dava Bakidir

Bugün isimler vardır, yarın olmayacaktır.

İl başkanları değişir. Yöneticiler değişir. Telefonlar susar. Kalabalıklar dağılır. Makam geçer. Unvan geçer. Yetki geçer. Alkış geçer.

Ama insanın ardında bıraktığı isim kalır.

Bir de dava kalır.

Bu yüzden asıl mesele o koltukta kaç yıl oturduğunuz değil, kalktığınız gün arkanızdan ne söylendiğidir.

“Adaletliydi, kimseyi ayırmadı, küskünleri barıştırdı, teşkilatı büyüttü” mü denilecek?

Yoksa; “Etrafındaki birkaç kişinin sözüyle hareket etti, dava arkadaşlarını küstürdü, teşkilatı böldü, kendisinden olmayanı dışladı” mı denilecek?

İşte gerçek muhasebe budur.

Teşkilatın Kapısı Her Ülkücüye Açık Olmalıdır

Bir MHP İl Başkanlığı’na giren eski bir ülkücü kendisini misafir gibi hissetmemelidir.

Çünkü o binada onun da emeği vardır.

Belki bugün yönetimde değildir. Belki delege değildir. Belki hiçbir unvanı yoktur.

Ama onun hiçbir zaman elinden alınamayacak bir kimliği vardır:

Ülküdaşlık…

Gerçek il başkanı kapıları kapatan değil, açandır. Küskünlük üreten değil, küskünleri barıştırandır. İnsanları ayıran değil, birleştirendir. “Ben” diyen değil, “biz” diyendir.

Çünkü dava adamı makamla büyüyen değil; makamı şahsiyetiyle yücelten insandır.

Bir Gün O Koltuktan Herkes Kalkacak

Bir gün herkes görevini bırakacak. Makam odasının kapısı son kez kapanacak. “Sayın Başkanım” diyenlerin bir bölümü başka bir başkana aynı sözü söyleyecek.

İşte o gün insanın yanında makamı değil, itibarı kalacak.

Ve geriye tek bir soru kalacak: Taşıdığın emanetin hakkını verebildin mi?

Bu sorunun cevabı alkışlarda, sosyal medya fotoğraflarında veya unvanlarda değildir.

Cevabı; şehitlerin aziz hatırasına gösterilen saygıda, gazilere gösterilen vefada, yıllarını davaya vermiş ülkücülere gösterilen hürmette, ilçe teşkilatlarına karşı sergilenen adalette, kongrelerde gösterilen hakkaniyette, yetkinin ehil insanlara teslim edilmesinde, eleştiriye gösterilen tahammülde, istişare kültüründe ve her şeyden önce davaya gösterilen sadakattedir.

Çünkü Milliyetçi Hareket Partisi İl Başkanlığı;

Ne nimettir. Ne ganimettir. Ne aile şirketidir. Ne arkadaş çevresinin yönetim merkezidir. Ne de geçmişle hesaplaşma makamıdır.

O makam; şehitlerin kanıyla, gazilerin fedakârlığıyla, Başbuğ Alparslan Türkeş’in mücadele mirasıyla ve isimsiz ülkücülerin alın teriyle bugüne ulaşmış kutlu bir emanettir.

Bu emaneti taşıyan kişi kendisini davanın sahibi değil, hizmetkârı bilmelidir.

Çünkü hiçbir il başkanı teşkilattan büyük değildir. Hiçbir yönetici davadan büyük değildir. Hiçbir kişisel hesap da şehitlerin emanetinden kıymetli değildir.

Bugün makam sahibi olanların önünde hâlâ vakit vardır.

Kapıları açmak için… Kırılan gönülleri onarmak için… Küskün ülkücüleri yeniden kucaklamak için… Yetkisiz gölgeleri teşkilat iradesinin önünden çekmek için… İstişareyi yeniden hâkim kılmak için… “Ben” yerine yeniden “biz” diyebilmek için…

Çünkü koltuk size ait değildir. Yetki size ait değildir. Teşkilat size ait değildir. Hepsi bir süreliğine size teslim edilmiştir. Günü geldiğinde emaneti devredersiniz. Ama nasıl teslim aldığınız değil, nasıl teslim ettiğiniz tarihe kalır.

Makamlar geçer. İsimler unutulur. Unvanlar silinir. Ama ülkücü hafıza unutmaz.

Ve tarih günü geldiğinde herkese aynı soruyu sorar: Şehitlerin, gazilerin ve ülkücülerin sana bıraktığı emanete sahip çıktın mı?

İşte bütün mesele budur.

Milliyetçi Hareket Partisi İl Başkanlığı ne nimettir ne de ganimettir.

Şehitlerin, gazilerin ve ülkücülerin emanetidir.

Ve emanet… Ancak ehil, adil, vefalı ve sadık ellerde anlam kazanır.

Devamını Oku

Aydın Siyasetinde Fay Hatları Kırılıyor

Aydın Siyasetinde Fay Hatları Kırılıyor
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Transferler, Dağılan Muhalefet ve MHP’de Bayrakların Anlattığı

Aydın siyaseti belki de uzun yıllardır hiç bu kadar hareketli, hiç bu kadar öngörülemez ve hiç bu kadar savrulmaya açık olmamıştı.

Bir tarafta transferlerle siyasi alanını genişleten AK Parti… Bir tarafta daha kuruluşunun ilk günlerinde kendi içinde ciddi görüş ayrılıklarıyla karşılaşan Yeni Parti… Diğer tarafta Aydın’da belediye başkanlığı bakımından adeta haritadan silinen CHP… Sahada neredeyse görünmeyen İYİ Parti, Zafer Partisi, Anahtar Parti ve Yeniden Refah… Ve bütün bunların karşısında, Aydın’daki siyasi boşluğu değerlendirmesi beklenirken kendi teşkilat sorunlarıyla boğuşan bir MHP…

Kısacası Aydın siyasetinde kartlar yalnızca yeniden dağıtılmıyor. Masa baştan kuruluyor.

AK Parti Transfer Vitesini Yükseltti

İYİ Parti Aydın Milletvekili Ömer Karakaş’ın partisinden istifa ederek AK Parti’ye katılması, Aydın siyaseti bakımından sıradan bir milletvekili transferi olarak okunmamalıdır. Çünkü arkasından gelen açıklamalar, AK Parti’nin yerelde de transfer politikasını sürdüreceğinin işaretlerini verdi.

Nitekim AK Parti Aydın İl Başkanı Mehmet Erdem açıkça önümüzdeki dönemde en az 2-3 belediye başkanının AK Parti’ye katılmasını beklediğini ifade etti. O halde bundan sonraki soruyu açıkça sormak gerekiyor: Sırada kim var?

Aydın siyasetinin kulislerinde özellikle Bozdoğan ve Karacasu başta olmak üzere bazı belediye başkanlarının isimleri konuşuluyor. Nazilli’deki son gelişmeler de düşünüldüğünde bu listeye Nazilli’nin eklenmesi kimseyi şaşırtmamalıdır.

Elbette bugün itibarıyla bunların hiçbiri kesinleşmiş bir siyasi karar değildir. Ama siyasette bazen açıklamalardan daha önemli olan şey, istikamettir. Ve AK Parti Aydın İl Başkanı’nın açıklaması istikameti yeterince açık göstermektedir: AK Parti Aydın’da transfer dosyasını kapatmamıştır.

Yeni Parti: Dağ Fare mi Doğurdu?

Özgür Özel’in liderliğinde büyük beklentilerle yola çıkan Yeni Parti’nin ilk görüntüsü ise bana göre beklenen siyasi heyecanı üretmekten oldukça uzak. Hatta daha açık söyleyelim: Dağ fare doğurdu görüntüsü var.

Bu yalnızca Aydın’a özgü de değil. Çerçeve Yasa oylamasında yaşanan tablo bunun en açık örneklerinden biriydi. Genel Başkan Özgür Özel ve parti yönetimi yasaya “evet” derken Yeni Parti’nin 91 milletvekilinden 54’ü “hayır”, yalnızca 35’i “evet” oyu kullandı.

Elbette buna “parti içi demokrasi” diyenler olacaktır. Denilebilir. Ancak siyasetin başka bir gerçeği daha vardır: Bir siyasi partinin genel başkanı ve yönetim kadrosu ülkenin en önemli meselelerinden birinde bir istikamet gösteriyor, milletvekillerinin çoğunluğu tam tersine gidiyorsa orada yalnızca demokrasi değil, liderlik ve siyasi bütünlük tartışması da başlar. Daha yolun başında ortaya çıkan bu görüntünün muhalif seçmende oluşturduğu soru işaretlerini küçümsememek gerekir.

İmamoğlu Davası: Hükmü Mahkeme Verecek

Yeni Parti açısından bir başka büyük mesele ise Silivri’de devam eden Ekrem İmamoğlu davasıdır.

Burada çok önemli bir çizgiyi özellikle çekiyorum: Ekrem İmamoğlu hakkında kesinleşmiş bir mahkûmiyet kararı olmadan hiç kimse “suçlu” ilan edilemez. Masumiyet karinesi herkes için geçerlidir.

Ancak aynı şekilde kamuoyuna açık duruşmalarda ortaya atılan iddialar, etkin pişmanlıktan yararlanan sanıkların beyanları ve mahkemede tartışılan belgeler de siyasi açıdan yok sayılamaz. Aziz İhsan Aktaş başta olmak üzere bazı sanıkların mahkeme huzurundaki beyanları kamuoyunda tartışılmaya devam ediyor.

Silivri’de yargılanan Ekrem İmamoğlu’nun diğer sanık ve etkin pişmanlıktan yararlanan şahıslarla yapılan yüzleşmelerde savunma yapmaması, ortaya bilgi, belge, done koyamaması, tabiri caizse suçluluğunu tescilleyecek bir yola girmesi de çok etkili oldu.

Dolayısıyla Yeni Parti açısından mesele yalnızca hukuki değildir. Aynı zamanda siyasi bir güven sınavıdır. İmamoğlu ve savunma makamının bu iddialara vereceği somut cevaplar, yalnızca mahkeme dosyasının değil, Yeni Parti’nin gelecekteki siyasi iddiasının da önemli belirleyicilerinden biri olacaktır.

Kararı sosyal medya değil, siyasetçi değil, köşe yazarı hiç değil; bağımsız mahkeme verecektir.

Aydın’da Bülent Tezcan’ın Önündeki Zor Soru

Aydın’da Yeni Parti açısından tartışılan başka bir konu da Milletvekili Bülent Tezcan’ın kızı Avukat Ezgi Tezcan Yaşar ve damadı Avukat Umut Yaşar’ın durumudur.

Kuşadası Belediyesi soruşturması kapsamında her iki isim hakkında da gözaltı kararı bulunuyor. Her ikisinin de yurtdışında olduğu kamuoyuna yansıdı. Bülent Tezcan ise seyahatlerinin daha önceden planlandığını ve Türkiye’ye döneceklerini söylüyor.

Dolayısıyla kimseyi peşinen suçlu ilan etmek mümkün değildir. Ancak kamuoyunun sorduğu soru da son derece basittir: Ne zaman dönecekler?

Çünkü siyaset yalnızca hukuki sorumluluk üzerinden değil, kamuoyu güveni üzerinden de yürür. Hakkında adli işlem bulunan insanların ülkeye dönerek hukuk önünde iddialara cevap vermeleri, en başta kendileri açısından önemlidir.

Nazilli’de Bir Günde Üç Ayrı Siyasi Gerçek!

Gelelim Nazilli’ye… Burada yaşananları dışarıdan izleyen bir vatandaşın kafasının karışmaması neredeyse mümkün değil.

Yeni Parti Nazilli İlçe Başkanı Aslı Ökmen, Ertuğrul Tetik’in CHP’den ayrıldığını ve Yeni Parti’ye üye olduğunu söylüyor. Bizzat kendisinin üye yaptığını basına açıkladı. CHP Nazilli İlçe Başkanı Naim Atmaca ise Tetik’in CHP üyesi olduğunu söyledi. Ardından Ertuğrul Tetik çıkıyor ve CHP’den istifa etmediğini doğruluyor.

Daha sonra ne oluyor? Ertuğrul Tetik basının karşısına çıkıp gözyaşları içerisinde CHP’den istifa ettiğini ve bağımsız devam edeceğini açıklıyor.

Siyasette 24 saat uzun zamandır derlerdi. Nazilli’de artık 24 saat değil, birkaç saat bile uzun zaman!

Daha dikkat çekici olan ise Yeni Parti Nazilli örgütlenmesinin üzerinden çok kısa bir süre geçmişken Aslı Ökmen’in ilçe başkanlığını bırakacağını, kongrede aday olmadığını ifade etmesi.

İşte tam burada Aydın siyasetinde insanın aklına o meşhur tabir geliyor: Anlaşılan Bülbül sazı eline almış… Aydın Milletvekili Süleyman Bülbül’ün bundan sonraki süreçte parti yapılanması üzerindeki ağırlığının nasıl şekilleneceğini hep birlikte göreceğiz.

CHP Aydın’da Adeta Silindi

CHP açısından tablo daha da ağır. Nazilli Belediye Başkanı Ertuğrul Tetik’in son istifasının ardından Aydın’ın 17 ilçesinde CHP’li belediye başkanı kalmadı.

Bu, herhangi bir siyasi parti açısından sıradan bir başarısızlık değildir. Bir zamanlar Aydın’da yerel siyasetin en güçlü aktörlerinden biri olan CHP’nin bugün geldiği noktada belediye başkanlığı haritasından silinmesi, üzerinde ciddi şekilde düşünülmesi gereken siyasi bir çöküştür.

Üstelik parti içindeki mücadele bitmiş görünmüyor. Dün omuz omuza yürüyenler bugün karşı karşıya. Dün aynı kürsüden konuşanlar bugün birbirlerini suçluyor. Kimin kimin yanında olduğu, hangi grubun hangi milletvekiliyle hareket ettiği, yarın kimin hangi siyasi yapıda olacağı belirsiz.

CHP Aydın’da artık seçim kazanmaktan önce kendi enkazını kaldırmak zorunda.

İYİ Parti ve Diğerleri: Varlar mı, Yoklar mı?

İYİ Parti açısından Ömer Karakaş’ın AK Parti’ye geçişi çok ağır bir siyasi darbe oldu.

Peki İYİ Parti Aydın teşkilatı nerede? Zafer Partisi nerede? Anahtar Parti nerede? Yeniden Refah Partisi nerede?

İl başkanlıkları elbette kâğıt üzerinde vardır. Ama siyaset tabela asmak değildir. Siyaset sahada olmaktır. Vatandaşın arasında olmaktır. Yerel gündeme müdahil olmaktır. Basında fikir ortaya koymaktır. Aydın’ın meselelerine çözüm üretmektir.

Bugün ortalama bir Aydınlıya bu partilerin il başkanlarının isimlerini sorsanız kaç kişi cevap verebilir? İşte mesele budur. Siyasette görünmüyorsanız, bir süre sonra yok sayılırsınız.

Peki MHP?

İşte benim asıl üzerinde durmak istediğim yer burası. Çünkü Milliyetçi Hareket Partisi’nden beklenti başkadır.

MHP sıradan bir siyasi parti değildir. Türk milliyetçiliği gibi büyük bir fikrî mirası temsil ettiğini söyleyen bir hareketin teşkilat anlayışı da sıradan olamaz.

Fakat Aydın’da nasıl bir görüntü var? İki düğünde halay çekmeyi “Terörsüz Türkiye çalışması” zanneden bir teşkilat görüntüsü… Vatandaşla arasına mesafe koymuş bir yönetim anlayışı… Kibir, ego ve tepeden bakma eleştirilerinin giderek yükseldiği bir il başkanlığı… Ve kamuoyunda adeta Kurtlar Vadisi’ndeki Polat Alemdar edasıyla dolaştığı eleştirilerine konu olan İl Başkanı Osman Gazi Cihangiroğlu…

Siyaset racon kesme yeri değildir. Siyaset vatandaşa dokunma sanatıdır.

O Eski Salı Günleri Nerede?

Aydın MHP’yi geçmişten bilenler hatırlar. Salı günleri il binasının önü dolar taşardı. İnsanlar görüşebilmek için sıra beklerdi. Esnaf gelirdi. Çiftçi gelirdi. Ülkücü gelirdi. Vatandaş derdini anlatmaya gelirdi.

Peki şimdi? Ne gelen var ne giden. Daha vahimi, kamuoyunda oluşan algıya bakılırsa gelen giden olsun isteyen bir yönetim anlayışı da yok.

İl Başkanı Osman Gazi Cihangiroğlu ile görüşebilmek için önce özel kalem müdürü Murat Bey’i aşacaksınız, sonra randevu alabileceksiniz…

Siyasetçi halktan kaçmaz. Siyasetçi halkın kendisine ulaşmasını kolaylaştırır. Kapının önüne bürokratik duvar örerek milliyetçilik yapılmaz.

MHP’de Kongrelerin Üzerindeki Soru İşaretleri

Bir başka ciddi mesele teşkilat kongreleridir. Nazilli… Kuyucak… Kuşadası… Ve diğer ilçeler…

Üyelikler, delegelikler, yönetim listeleri ve kongre süreçleri hakkında ciddi itirazlar dile getirildi. Bu tartışmaları artık küçümsememek gerekir. Çünkü hemen yanı başımızdaki Manisa’nın Salihli ilçesinde yapılan MHP ilçe kongresi, yapılan itiraz üzerine iptal edildi.

Salihli kararının ayrıntılı hukukî gerekçesi, parti üyesi olmayan kişilerin ilçe başkanı ve yönetim kurulu üyesi yapılması sonucunda YSK tarafından iptal edildi. Bu durum 2820 Siyasi Partiler Kanunu’na ve MHP tüzüğüne aykırı bir durum. YSK da gereğini yapmış.

MHP Aydın yönetimi kendi kongre dosyalarını yeniden incelemeyi düşünüyor mu? Parti üyesi olmayan kişilerin yönetim organlarına veya başkanlıklara getirilip getirilmediği iddiaları doğruysa bunlar “küçük teknik hata” denilerek geçiştirilemez. Siyasi Partiler Kanunu, parti tüzüğü ve seçim mevzuatı ortadadır.

Nazilli’den Kuyucak’a, Kuşadası’ndan diğer ilçelere kadar bütün kongre süreçleri hukukçular tarafından tek tek incelenmelidir. Çünkü demokrasi başkalarına anlatılmadan önce kendi teşkilatında uygulanır.

2 Milyonluk Kongre mi, Terörsüz Türkiye mi?

Şimdi gelelim Aydın siyasi kulislerinde konuşulan başka bir iddiaya.

MHP Aydın İl Kongresi için sanatçı Ali Kınık’ın getirileceği ve yaklaşık 2 milyon TL civarında bir bütçe oluşturulduğu konuşuluyor.

Altını çiziyorum: Bu rakamı doğrulayan resmî bir açıklamaya ulaşılmış değildir. Dolayısıyla İl Başkanlığı çıkıp açıklamalıdır: Doğru mudur, değil midir? Doğruysa bu bütçenin kaynağı nedir? Kim karşılamaktadır?

Ve daha önemlisi… Türkiye’nin en önemli gündemlerinden biri Terörsüz Türkiye iken, şehit ailelerinin, gazilerin ve terörden zarar görmüş binlerce ailenin hassasiyetlerinin konuşulduğu bir dönemde MHP Aydın İl Başkanlığı hangi kapsamlı çalışmayı yaptı? Kaç şehit ailesinin kapısını çaldı? Kaç gaziyle toplantı yaptı? Kaç ilçede Terörsüz Türkiye’yi vatandaşlara anlattı? Kaç konferans düzenledi? Kaç rapor hazırladı? Bunların cevabını kamuoyu bilmek ister.

Ve O Bayraklar…

Bütün tartışmaları bir kenara bırakın. MHP Aydın İl Başkanlığı binasının önüne bakın.

Türk tarihini ve Türk devletlerini temsil eden bayrakların bir bölümünün solmuş, yıpranmış, yırtılmış ve iplerinin kopmuş hâlde olduğuna ilişkin görüntüler kamuoyuna yansıdı.

Bu görüntülerdeki mesele birkaç metre kumaş değildir. Mesele zihniyettir. Mesele hassasiyettir. Mesele temsil ettiğiniz değerlere ne kadar sahip çıktığınızdır.

Milliyetçi Hareket Partisi’nin binasının önünde Türk devletlerini temsil eden bayraklar yırtık ve solmuş hâlde duruyorsa vatandaş doğal olarak sorar: Her gün o binaya girip çıkan yöneticiler bunu görmüyor mu? Görüyorsa neden değiştirmiyor? Görmüyorsa zaten daha büyük problem değil mi?

Ve insan ister istemez şunu söylüyor: Sayın Osman Gazi Cihangiroğlu… 2 milyon liralık kongre hazırlıklarını bir kenara bırakın. Ali Kınık’ı da bir kenara bırakın. Konseri de, sahneyi de, ışığı da bir kenara bırakın. Önce burnunuzun dibindeki o bayrakları değiştirin!

Çünkü milliyetçilik yalnızca kürsüde “Türk milleti” demek değildir. Milliyetçilik bazen kopmuş bir bayrak ipini görmektir. Bazen solmuş bir bayrağı değiştirmektir. Bazen şehit annesinin kapısını çalmaktır. Bazen parti binasının kapısını vatandaşa sonuna kadar açmaktır. Ve bazen milyonluk organizasyonlardan önce bir bayrağın namusunu korumaktır.

Aydın’da Yeni Dönem Başlıyor

Önümüzdeki aylar Aydın siyaseti açısından çok hareketli geçecek.

AK Parti yeni transferlerin peşinde. Yeni Parti daha doğarken kendi içindeki siyasi uyumu sınamak zorunda. CHP Aydın’da tarihinin belki de en ağır yerel siyasi krizlerinden biriyle karşı karşıya. İYİ Parti Ömer Karakaş’ın gidişinin ardından toparlanmak zorunda. Diğer küçük partiler sahaya çıkmadıkları müddetçe tabeladan ibaret kalma riski taşıyor.

MHP ise başkasının krizinden medet ummak yerine önce kendi evinin içine bakmak zorunda.

Çünkü siyasetin değişmeyen bir kuralı vardır: Rakibinizin kötü olması sizi iyi yapmaz. İyi olmak için çalışacaksınız. Kapınızı açacaksınız. Sahaya ineceksiniz. Halkı dinleyeceksiniz. Hukuka uyacaksınız. Teşkilatınıza sahip çıkacaksınız.

Ve en önemlisi… Temsil ettiğinizi söylediğiniz değerlere önce kendiniz saygı göstereceksiniz.

Aydın’da bugün yaşanan siyasi tablo bize tek bir şeyi söylüyor: Eski düzen dağılıyor. Şimdi mesele kimin daha çok bağırdığı değil; kimin daha çok çalıştığı, kimin vatandaşa dokunduğu, kimin teşkilatını ayakta tuttuğu, kimin güven verdiği meselesidir.

Ve görünen o ki önümüzdeki dönemde Aydın siyasetinde daha çok taş yerinden oynayacak. Belki belediye başkanları değiştirecek safını… Belki teşkilatlar değişecek… Belki bugün yan yana duranlar yarın karşı karşıya gelecek.

Ama değişmemesi gereken bir şey var: Türk siyasetinde makamlar geçicidir, millet kalıcıdır.

Ve söz konusu Milliyetçi Hareket Partisi ise bir cümle daha eklemek gerekir: Kongre salonunun ışığından önce, binanızın önündeki bayrağa bakın.

Çünkü bazen koskoca bir teşkilatın içinde bulunduğu hali anlatmaya uzun uzun konuşmaya gerek yoktur. Bazen yırtılmış bir bayrak, bin kelimeden daha fazla şey anlatır…

Devamını Oku

Aydın AK Parti’de Kartlar Yeniden Dağıtılıyor

Aydın AK Parti’de Kartlar Yeniden Dağıtılıyor
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Dün “İhanet” Diyen Bugün Rozet Taktırdı

Aydın siyasetinde artık hiçbir hesap eskisi gibi değil. Masadaki kartlar toplandı. Deste yeniden karılıyor. Ve belli ki önümüzdeki süreçte AK Parti Aydın’da taşlar yalnızca yerinden oynamayacak, birçok siyasi hesabı da altüst edecek.

Her şey bundan tam bir yıl önce başladı. 14 Ağustos 2025’te Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu, Söke Belediye Başkanı Mustafa İberya Arıkan, Sultanhisar Belediye Başkanı Osman Yıldırımkaya ve Yenipazar Belediye Başkanı Malik Ercan ile birlikte CHP’den ayrılarak AK Parti’ye katıldı. Aydın siyasetinde dengeleri değiştiren ilk büyük kırılma buydu.

Aradan tam bir yıl geçti. Takvimler bu kez 14 Ağustos 2026’yı gösterdiğinde, AK Parti’nin 25’inci kuruluş yıl dönümünde Aydın siyasetinin önüne ikinci büyük transfer bombası düştü: İYİ Parti Aydın Milletvekili Ömer Karakaş, partisinden istifa etti ve saatler sonra Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın taktığı rozetle AK Parti’ye geçti.

Buraya kadar siyasette görmeye alıştığımız parti değişikliklerinden biri denilebilir. Ancak mesele Ömer Karakaş olunca insan ister istemez soruyor: Dün ne söylüyordunuz Sayın Karakaş? Çünkü AK Parti’ye katılan Ömer Karakaş ile daha düne kadar TBMM kürsüsünden AK Parti iktidarına karşı son derece sert ifadeler kullanan Ömer Karakaş aynı kişi.

Karakaş, daha 5 gün önce “Terörsüz Türkiye” sürecini dahi açıkça meclis kürsüsüne vurarak “ihanet açılımı” sözleriyle eleştiriyordu. TBMM kürsüsünde iktidarı ağır ifadelerle hedef alıyor, AK Parti’nin politikalarını yerden yere vuruyordu. Bugün ise o kürsüden eleştirdiği siyasi iradenin rozetini göğsünde taşıyor.

Elbette siyasette fikir değişebilir. Şartlar değişebilir. İnsanlar dün yanlış düşündüğüne bugün inanabilir. Partiler değiştirilebilir. Bunların tamamı demokratik siyasetin içerisinde tartışılabilir. Ama siyasette değişmemesi gereken bir şey vardır: Tutarlılık.

Çünkü dün söyledikleriniz bugün peşinizden gelir. Hele ki dün kullandığınız kelimeler sıradan siyasi eleştiriler değilse… Hele ki “ihanet” gibi son derece ağır kavramları siyasi tartışmanın merkezine koymuşsanız… Bugün o insanlarla aynı siyasi çatının altına girdiğinizde kamuoyuna bunun izahını yapmak zorundasınız.

İşte Ömer Karakaş’ın AK Parti’ye geçişini sıradan bir transfer olmaktan çıkaran tam olarak budur. Mesele rozet değiştirmek değildir. Mesele, dün söylenenlerle bugün yapılan arasındaki uçurumdur.

İnsan ister istemez soruyor: Ne değişti? Türkiye mi değişti? AK Parti mi değişti? Dün “ihanet açılımı” dediğiniz politikalar mı değişti? Yoksa yalnızca Ömer Karakaş’ın siyasi adresi mi değişti?

Bu soruların cevabını Aydın kamuoyu elbette merak edecektir. Fakat meselenin bir de AK Parti Aydın cephesi var. İşte asıl fırtına burada kopacak.

Şimdi AK Parti’de Hesaplar Sil Baştan

Ömer Karakaş’ın transferi yalnızca AK Parti’nin TBMM’deki sandalye sayısına eklenen bir milletvekili olarak okunursa Aydın siyasetinin fotoğrafı eksik görülür. Çünkü bu transfer, yaklaşan ilk genel seçim öncesinde AK Parti Aydın’daki milletvekilliği hesaplarının tam ortasına düşmüş siyasi bir bombadır.

Üç dönemdir milletvekilliği yapan ve TBMM KİT Komisyonu Başkanlığı görevini de yürüten Mustafa Savaş’ın geleceği… Eski MKYK Üyesi Umut Tuncer’in 2 buçuk ay önceki sürpriz istifası… Mevcut milletvekilleri Seda Sarıbaş ve Ömer Özmen’in gelecek dönem hesapları… Şimdi bunların tamamının üzerine bir de Ömer Karakaş faktörü eklendi.

Ve liste bununla da bitmiyor. AK Parti Aydın’da milletvekilliği hesabı yaptığı siyasi kulislerde konuşulan veya potansiyel aday olarak değerlendirilebilecek çok sayıda isim var: Mevcut İl Başkanı Mehmet Erdem, önceki İl Başkanı Gökhan Ökten, önceki dönem Kadın Kolları İl Başkanı Ebru Alp Kayır, eski milletvekilleri Metin Yavuz, Kuvvet Erim ve Rıza Posacı, Efeler İlçe Başkanı Oğuz Kendirlioğlu, Kuşadası İlçe Başkanı Fatih Sarıgöz, Büyükşehir Belediye Meclisi’nden Fatih Gürer, Ramazan Subaşı ve Taner Sayın, eski Nazilli Belediye Başkanı Kürşat Engin Özcan, eski Nazilli ilçe başkanları Mustafa Abak ve Volkan Beyazıt, eski Kuşadası İlçe Başkanı Mustafa Gökçe, Büyükşehir Genel Sekreteri Ertuğrul Yaman, büyük bir ilçenin kaymakamı ve bürokrasiden siyasete geçebilecek başka isimler…

Şimdi herkes aynı sorunun cevabını arayacak: Liste kaç kişilik olacak ve kim nerede duracak? Çünkü Ankara’nın Aydın masasına Ömer Karakaş adında yeni ve güçlü bir kart daha konuldu. Artık eski hesap makineleriyle yeni listenin hesabını yapmak kolay olmayacak.

Ya Bir de Özlem Çerçioğlu Denkleme Girerse?

Fakat bütün bunların üzerinde çok daha büyük bir ihtimal var. Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu… Çerçioğlu’nun AK Parti’ye geçişi zaten Aydın siyasetinin bütün dengelerini değiştirmişti. Şimdi bir de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın onayıyla Çerçioğlu’nun gelecekte milletvekilliği denklemine girdiğini düşünün… İşte o zaman AK Parti Aydın’da yapılan bütün hesapların üzerine kalın bir çizgi çekmek gerekebilir.

Ömer Karakaş… Özlem Çerçioğlu… Mevcut milletvekilleri… İl ve ilçe teşkilatlarından adaylık bekleyenler… Eski milletvekilleri… Eski il başkanları… Belediye kanadındaki güçlü isimler… Bürokrasiden gelecek muhtemel adaylar… Aynı listeye sığmayı bekleyen onlarca siyasi beklenti!

Peki kaç milletvekilliği sırası var? İşte bütün mesele burada.

Dünün Sözleri Bugünün Rozetinin Altında Kalmaz

Ömer Karakaş açısından ise mesele yalnızca milletvekili listesine girip girmemek değildir. Bundan sonra yaptığı her siyasi açıklamada geçmişte söyledikleri önüne gelecektir. Çünkü siyasetçinin hafızası zayıf olabilir. Ama arşivin hafızası kuvvetlidir. TBMM tutanakları oradadır. Kameralar oradadır. Sosyal medya kayıtları oradadır. Dün iktidara karşı kullanılan cümleler de oradadır. Bugün Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın taktığı AK Parti rozeti de göğsündedir.

Şimdi Ömer Karakaş’a düşen, bu iki fotoğraf arasındaki büyük mesafeyi Aydın seçmenine anlatmaktır. Çünkü siyasette parti değiştirmek mümkündür. Ama geçmişi değiştirmek mümkün değildir. Dün söylediklerinizi bugün yok sayamazsınız.

Dün karşı çıktığınız insanların yanına bugün geçtiğinizde, millet size doğal olarak “Peki ne değişti Sayın Karakaş?” demez mi? diye sorar. Bu sorunun cevabı verilmeden yapılan her siyasi açıklamanın üzerinde dünün sözlerinin gölgesi olacaktır.

Aydın’da Siyaset Artık Eskisi Gibi Olmayacak

Bir yıl önce Özlem Çerçioğlu transferiyle başlayan süreç, bugün Ömer Karakaş’ın katılımıyla bambaşka bir noktaya geldi. Aydın AK Parti’de artık herkes pozisyonunu yeniden hesaplamak zorunda.

Kimileri Ankara’ya daha sık gidecek. Kimileri genel merkez koridorlarında daha fazla görünecek. Kimileri eski dostluklarını hatırlayacak. Kimileri yeni ittifaklar kuracak. Kimileri de yıllardır cebinde taşıdığı milletvekilliği hesabını yeniden gözden geçirecek.

Çünkü masaya yeni oyuncular geldi. Sandalyelerin sayısı ise artmadı. Bu nedenle önümüzdeki süreçte AK Parti Aydın’da yaşanacak mücadele yalnızca partiler arasındaki mücadele olmayabilir. Asıl mücadele, aynı listenin aynı sıralarına talip olanların mücadelesi olacaktır.

Ömer Karakaş’ın rozeti daha yeni takıldı. Ama o rozet Aydın’da şimdiden onlarca siyasi hesabı bozdu. Hele bir de Özlem Çerçioğlu milletvekilliği denklemine girerse… O zaman Aydın siyasetinde gerçekten: “Yandı ortaklık, keten helva!”

Şimdilik görünen tek gerçek şu: Aydın AK Parti’de kartlar yeniden dağıtılıyor. Ve bu defa oyun çok kalabalık… Ama sandalye sayısı aynı.

Devamını Oku