DOLAR

48,6538$%0,05

EURO

56,1755%-0,02

GRAM ALTIN

6.807,38%1,39

ÇEYREK ALTIN

11.133,00%1,41

TAM ALTIN

44.377,00%1,41

BİTCOİN

3687791฿%-0.7195

Sabah Vakti a 02:00
Aydın °
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a
Süleyman Topbaş

Süleyman Topbaş

14 Eylül 2026 Pazartesi

Mutlak Butlan Kararı Demokrasiye Gölge Düşürdü

Mutlak Butlan Kararı Demokrasiye Gölge Düşürdü
1

BEĞENDİM

ABONE OL

Türkiye’de siyaset ve hukuk ilişkisi yeniden çok kritik bir tartışmanın merkezinde bulunuyor. CHP kurultayı üzerinden gündeme gelen “mutlak butlan” iddiaları yalnızca iç hukuk açısından değil, aynı zamanda uluslararası hukuk, demokratik meşruiyet ve siyasi istikrar açısından da dikkatle değerlendirilmesi gereken bir süreci ortaya çıkarmış durumda.

Bugün mesele sadece bir siyasi partinin kongresi değildir. Asıl mesele; demokratik sistemlerde siyasi iradenin kaynağının ne olduğu ve bu iradenin hangi sınırlar içinde yargısal denetime tabi tutulabileceğidir.

“Demokrasi Sandıkla Başlar, Mahkemeyle Şekillenmez”

Modern demokrasilerde siyasi partiler, halk iradesinin taşıyıcı kolonlarıdır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarında da siyasi partiler “demokratik toplum düzeninin vazgeçilmez unsurları” olarak tanımlanır. Bu nedenle bir siyasi partinin kongresinin ya da yönetiminin yargısal müdahalelerle tartışmalı hâle gelmesi, yalnızca parti içi mesele olarak görülmez; doğrudan demokratik temsil sorunu olarak değerlendirilir.

Elbette hukuk devleti ilkesi gereği her kurum gibi siyasi partiler de hukuka uygun hareket etmek zorundadır. Usulsüzlük iddiaları varsa bunların incelenmesi doğaldır. Ancak burada dikkat edilmesi gereken temel nokta şudur: Yargısal denetim ile siyasi mühendislik görüntüsü arasındaki çizgi son derece hassastır. Çünkü demokrasilerde mahkemeler seçim sonuçlarını değil, hukuka aykırılıkları değerlendirir. Bu değerlendirmeler yapılırken ortaya çıkacak kararın toplumsal etkisi de göz önünde bulundurulmak zorundadır.

Uluslararası Hukukta “Siyasi İrade” Hassasiyeti

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin örgütlenme özgürlüğünü düzenleyen 11. maddesi, siyasi partilerin faaliyetlerini demokratik sistemin temel unsurlarından biri olarak koruma altına alır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin geçmiş kararlarına bakıldığında, devletlerin siyasi partilere yönelik müdahalelerinde “ölçülülük”, “zorunluluk” ve “demokratik toplum düzeni” kriterlerini esas aldığı görülür. Yani yalnızca teknik ya da usule ilişkin tartışmalar değil, ortaya çıkacak sonucun demokrasiye vereceği zarar da dikkate alınır.

Tam da bu noktada, geçmişte uluslararası çevrelerde dile getirilen bazı değerlendirmeler yeniden hatırlanıyor. Özellikle Ortadoğu ülkelerinde demokratik sistemlerin yerine “monarşi vasıflı”, güçlü lidere dayalı yönetim modellerinin daha uygun olabileceğine yönelik söylemler, bugün yaşanan tartışmalarla birlikte yeniden anlam kazanıyor.

Çünkü demokratik kurumların zayıfladığı, siyasi iradenin tartışmalı hâle geldiği ve yargı-siyaset ilişkisinin sürekli kriz ürettiği ülkelerde; halkın demokrasiye olan güveni zamanla aşınırken, otoriter yönetim modelleri daha kolay meşruiyet zemini bulabilmektedir. Bu durumun Türkiye ekonomisi için son derece ciddi ve olumsuz neticeler doğurması kaçınılmazdır.

Bu nedenle CHP kurultayı üzerinden gündeme gelen “mutlak butlan” tartışması yalnızca bir parti içi hukuk meselesi değil; Türkiye’nin demokrasi anlayışının nasıl algılandığıyla da doğrudan bağlantılıdır.

Uluslararası Algı ve Türkiye’nin Demokrasi Karnesi

Bugün CHP kurultayı üzerinden gündeme gelen “mutlak butlan” tartışmasının uluslararası kamuoyunda yaratacağı algı da tam burada önem kazanıyor. Bir taraftan uluslararası yatırımcı sermaye için Türkiye’yi güvenli bir saha hâline getirme çabası sürerken, öbür taraftan istikrarsız bir ülke görüntüsü vermek, ülkemize meyleden uluslararası sermayeyi kendi elimizle sınır ötesine itmek demektir.

Çünkü milyonlarca seçmenin iradesiyle şekillenen bir siyasi yapının mahkeme kararları üzerinden belirsiz hâle gelmesi, Türkiye’nin demokratik standartları konusunda yeni tartışmalar başlatabilir. Özellikle yabancı basın ve uluslararası kuruluşlar bu tür süreçleri çoğu zaman şu başlıklarla değerlendirir: siyasi istikrar, demokratik güvence, yargı bağımsızlığı, seçim güvenliği ve muhalefetin kurumsal varlığı. Bu nedenle alınacak her karar yalnızca Türkiye iç siyasetini değil, ülkenin uluslararası demokrasi karnesini de etkiler.

“Bu Mutlak Butlan Kararı Toplum İçin Güven Krizidir”

Demokratik sistemlerde en önemli unsur yalnızca hukuk değildir; aynı zamanda toplumun o hukuka duyduğu güvendir. Eğer toplumun önemli bir bölümü, siyasi iradenin sandık yerine farklı yollarla şekillendirildiğine inanırsa, işte o zaman demokrasi yara almaya başlar.

Bugün Türkiye’nin en büyük ihtiyacı yeni bir siyasi kriz değildir. Ekonomik zorlukların, toplumsal kutuplaşmanın ve bölgesel risklerin arttığı bir dönemde ülkenin ihtiyacı; güçlü kurumlar, net hukuk kuralları ve tartışılmayan demokratik meşruiyettir.

Bu nedenle CHP kurultayı üzerinden yürüyen tartışmalar değerlendirilirken sadece iç hukuk açısından değil; uluslararası hukuk, demokratik teamüller ve toplumsal istikrar açısından da çok dikkatli hareket edilmesi gerekir.

Çünkü demokrasi yalnızca seçim kazanmak değildir. Demokrasi aynı zamanda seçmenin verdiği iradeye herkesin güven duymasını sağlayabilmek ve bu güveni güçlendirmektir. Aksi hâlde demokrasiye olan inanç zayıfladığında, halkın karşısına “güçlü lider”, “tek merkezli yönetim” ve “otoriter istikrar” modelleri alternatif olarak sunulmaya başlanır.

Oysa gerçek demokratik güç; farklı görüşlerin hukuk güvencesi altında yarışabildiği, siyasi iradenin tartışmalı hâle getirilmediği ve toplumun sandığa olan güveninin sarsılmadığı sistemlerde ortaya çıkar.

Ve unutulmamalıdır ki; demokrasiye en büyük zarar bazen hukuksuzluklardan değil, hukukun siyasetin gölgesinde kaldığına dair oluşan toplumsal kanaatten doğar.