DOLAR

48,6519$%0,05

EURO

56,1652%-0,03

GRAM ALTIN

6.806,31%1,37

ÇEYREK ALTIN

11.132,00%1,40

TAM ALTIN

44.372,00%1,40

BİTCOİN

3687791฿%-0.7195

Sabah Vakti a 02:00
Aydın °
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a
Süleyman Topbaş

Süleyman Topbaş

14 Eylül 2026 Pazartesi

Bugünü Kurtarmak İçin Yarını Rehin Vermek Doğru mu?

Bugünü Kurtarmak İçin Yarını Rehin Vermek Doğru mu?
1

BEĞENDİM

ABONE OL

Bir devletin gerçek serveti, kasasında duran para değil; millet adına sahip olduğu stratejik varlıklar ve bunların geleceğe üreteceği gelirlerdir.

Bugün ise Türkiye, yıllardır uygulanan ekonomi politikalarının ağır faturasıyla karşı karşıyadır. Bir yandan Cumhurbaşkanlığı kararıyla köprü ve otoyolların işletme haklarının uzun yıllar boyunca özel sektöre devredilmesi tartışılıyor; diğer yandan bütçenin önemli bir kısmı Yap-İşlet-Devret (YİD) modeliyle gerçekleştirilen projelere verilen Hazine garantileri nedeniyle her yıl milyarlarca liralık ödeme yükü altında kalıyor.

Sorulması gereken soru şudur: Bu ülkenin geleceği gerçekten bu kadar ucuz mudur?

Türkiye son kırk yılda özelleştirme adı altında yalnızca fabrikalarını satmadı. Limanlarını devretti. Şeker fabrikalarını sattı. SEKA’yı kapattı. TEKEL’i elden çıkardı. Enerji santrallerini özelleştirdi. Madenlerini kiraladı. Telekomünikasyon altyapısını devretti.

Bugün ise sıra, düzenli gelir üreten otoyollara ve köprülere geliyor.

Her defasında aynı gerekçe öne sürüldü: “Kaynak oluşturuyoruz.”

Peki bunca özelleştirmeye rağmen neden bugün hâlâ bütçe açıkları kapanmıyor? Neden devlet sürekli yeni gelir arayışına giriyor? Demek ki sorun satılacak veya devredilecek mal bulmak değil; sürdürülebilir bir ekonomik model kuramamaktır.

Daha düşündürücü olan ise Yap-İşlet-Devret modelidir. Köprüler… Otoyollar… Havalimanları… Şehir hastaneleri… Bu projeler yapılırken “Devletin cebinden bir kuruş çıkmayacak” denildi.

Ancak zaman içinde görüldü ki, verilen araç geçiş, yolcu, hasta ve hizmet garantileri gerçekleşmediğinde farkı Hazine ödüyor. Yani ödeyen yine millet oluyor.

Bir taraftan gelir getiren kamu varlıkları uzun süreli işletme devriyle elden çıkarılırken, diğer taraftan garanti ödemeleri nedeniyle bütçeden milyarlarca lira çıkmaya devam ediyor. Bu, ekonomik politikalar açısından ciddi bir çelişkidir.

Ekonomide sıcak para, kısa vadeli rahatlama sağlayabilir. Ancak sıcak para üretmez. İstihdam oluşturmaz. Kalıcı refah sağlamaz.

Bugün elde edilen peşin gelirler birkaç yıl içinde harcanır; fakat buna karşılık verilen işletme hakları ve garanti yükümlülükleri onlarca yıl boyunca devam eder. Bugünün bütçesi rahatlatılırken yarının bütçesi ipotek altına alınır.

Asıl tehlike de burada başlamaktadır. Çünkü sıcak para gider… Borç kalır. Garanti ödemeleri kalır. Kur riski kalır. Faiz yükü kalır. Gelecek nesillerin omuzlarına yüklenen maliyet kalır.

Bir aile düşünün… Aylık kira getiren dükkânını peşin para uğruna otuz yıllığına devrediyor. İlk gün eline büyük bir para geçiyor. Ancak ertesi aydan itibaren düzenli gelirinden mahrum kalıyor. Üstelik aynı aile, geçmişte yaptığı yanlış harcamalar nedeniyle her ay bankaya kredi taksiti ödemeye de devam ediyor.

Bugün Türkiye ekonomisinin içinde bulunduğu tablo, ne yazık ki buna benzemektedir. Gelir getiren varlıklar devrediliyor. Ama garanti ödemeleri, faiz giderleri ve borç yükü olduğu yerde duruyor.

Devlet yönetmek, bugünü kurtarmak değil; yarını inşa etmektir. Ekonomik bağımsızlık yalnızca bayrakla, sınırla veya askerî güçle korunmaz. Ekonomik bağımsızlık; limanına, madenine, fabrikasına, köprüsüne, otoyoluna ve bütçesine sahip çıkmakla korunur.

Bugün yapılması gereken, yeni özelleştirmelerle geçici kaynak aramak değil; üretimi artıran, ihracatı güçlendiren, yüksek katma değer oluşturan ve kamu maliyesini kalıcı olarak dengeleyen bir ekonomik düzen kurmaktır.

Aksi hâlde bugün alınan her sıcak para, yarının vergisi; bugün devredilen her stratejik varlık ise çocuklarımızın elinden alınmış bir ekonomik miras olacaktır.

Milletin emaneti olan kamu varlıkları, günü kurtarmanın değil; geleceği inşa etmenin teminatı olmalıdır. Çünkü devletler, sahip oldukları serveti satarak değil; o serveti büyüterek güçlü kalırlar.

Unutulmamalıdır ki… Bir milletin geleceği, bütçe açıklarını kapatmak için pazarlık konusu yapılamaz.