DOLAR

48,6518$%0,06

EURO

56,1827%0

GRAM ALTIN

6.801,13%1,30

ÇEYREK ALTIN

11.121,00%1,30

TAM ALTIN

44.328,00%1,30

BİTCOİN

3682104฿%-0.34607

Sabah Vakti a 02:00
Aydın °
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a
Nebil Alparslan

Nebil Alparslan

24 Ağustos 2026 Pazartesi

San’at ve Nasihat

San’at ve Nasihat
3

BEĞENDİM

ABONE OL

“Toz konmasın sakın sana
Hakkı geçer halkın sana
Gücenmesin yakın sana
Uzak senden incinmesin.”

Ses ve ahenk ustası Ahmet Haşim, “Şiirde mana aramak, eti için bülbülü öldürmeye benzer” demiştir. Yani O’na göre bir şair şiiriyle topluma davranış modeli sunmayı, belli mevzularda nasihatte bulunmayı ve toplumu terbiye etmeyi gaye edinmemeli. Topluma mesaj vermek, davranış modeli tavsiye etmek şairin görevi değildir. Şiir sanatçının bedii duygularının mısralara dökülmüş hâli olmalıdır.

Bu nedenle Haşim’in de içinde bulunduğu klasik dönem Türk şiirinde “sanat sanat içindir” anlayışının sonucu olarak, ses ve ahenk ön plandadır. Ancak Anadolu coğrafyasının acılara duçar olduğu yirminci yüzyılın başından itibaren yeni dönem Türk şairleri, manayı ve sözün faydasını öne çıkarmak zorunda kalmışlardır. Mehmet Akif’ten Tevfik Fikret’e, Necip Fazıl’dan Nâzım Hikmet’e, geniş bir şairler yelpazesi, yalnız sanatı kovalamakla kalmamış, toplum hafızasına düşünce ve fikir mesajlarıyla katkı sağlamayı asıl hedef seçmişlerdir.

Yukarıdaki dörtlük söz ve mana ustası merhum Abdurrahim Karakoç’un “İncinmesin” başlıklı şiirinden alındı. Şiir, hece vezni ve düz kafiye tarzında yazılmış halk edebiyatının mükemmel bir misalidir. Sanat olarak tarzının zirvesi denilebilir.

Karakoç’un şiir antolojisi tetkik edilirse, asıl gayesinin sanat olmadığı anlaşılacaktır. O, şiirine sanattan öte bir hedef koymuş, sanatı değil anlamı ilk gaye olarak benimsemiştir. Bu gaye yukarıdaki dörtlükte, başkaca bir ilaveye ihtiyaç duymadan açık ve net biçimde görülmektedir. Zaten halk edebiyatının, deyişlerin, koşmaların, destanların, manilerin, ağıtların genel vasfı budur. Her biri adeta bir hedef, bir maksat kovalar. Mısralar insanı sarsar. Heceler ikaz, beyitler nasihat eder. Dörtlükler yol gösterir, kafiyeler ruhu okşar. Nihayet şiirin tamamı nefsi terbiye eder, insana edep yükler. Böylece edebiyat, okuyana şiir kimliğinde mana yüklü bir mesaj sunarak edep yükleme vazifesini yerine getirmiş olur.

Bizim de görüşümüz odur ki şiir olsun nesir olsun edebiyatın asıl gayesi, manadaki mesajı okuyucuya aktarmaktır.

Bir kıtasını yukarıya aldığımız şiirinde Karakoç, topluma vermek istediği mesajı bu dörtlüğe harika bir san’atla yüklemiştir. Kul ve kamu hakkı konusunda öylesine çarpıcı bir mana var ki şiirde, insan o dörtlüğü okurken alabildiğine keskin ve ince bir terbiye ustasının karşısında titrediğini hissediyor. Ve şöyle bir hayale dalıyor: Sizin olmayan bir bahçeden geçiyorsunuz da ayağınızdaki ayakkabı ve benzeri her ne varsa üzerine o bahçeden toz yapışıyor. Kendi bahçenize girerken ister istemez o tozları da beraberinizde getirip toprağınıza katıyorsunuz. Böylece bir başkasının toz zerresi büyüklüğündeki malını zimmete geçirmiş oluyorsunuz.

Şairin ufku öylesine adil, öylesine hassas, öylesine ahlakî bir ufuktur ki, hakkımız olmayan toz zerresi kadarcık bir kazanımı dahi, halkın hakkını gasp kabul ediyor.

Kul hakkı, üniversal tabirle insan hakları, üstün bir haktır. Kâinatta her şeye muktedir olan irade bile, hakka tecavüz edenin suçunu affetme yetkisinden vazgeçerek, suçlu için tek kurtuluşun hak sahibiyle ödeşme olduğunu beyan etmiştir.

Hâl böyle iken ne yazık ki değil toz zerresi, binlerce metrekarelik sahaların, milyarlarca liralık emvalin haksız yere zimmete geçirildiği bir dünyada yaşamaktayız. Bireyler, statülerinin tanıdığı imkân, imtiyaz ve yetkilerle hiçbir hudut tanımadan azgın bir iştahla, doyması mümkün olmayan nefislerini doyurmaya çalışmaktadırlar. Ne yazık ki bu mevzuda sade vatandaştan en yetkili bireye kadar fark da yok.

Burada önemli bir hususu ifade etmekte yarar var. Maddi-manevi değerlerin haksız yere örselenmesi, mal varlıklarının zimmete konu olması hususunda kendisine emanet bırakılmış kişilerin suçu aynı değildir. Bir depoyu muhafaza ile görevli birisinin depodaki mala yönelik haksız tasarrufu ile sıradan bir hırsızın tasarrufu suç olarak çok farklıdır. Emanet edileni zimmetine geçiren çok daha ağır bir cürüm işlemiştir. Kamu görevlilerinin haksız kazanç ve mal edinmeleri de bu kategoriye girmektedir. Onlar kat be kat duyarlı olmak zorundadırlar.

Kul hakkına duyarlılık konusunda Karakoç yalnız değildir. Neşet Ertaş’tan Pir Sultan’a, Veysel’den Mahzuni’ye kadar nice şair ve ozan deyişlerinde kul hakkına tecavüzü hep lanetlemişlerdir. Hatta Neşet Ertaş kendisiyle yapılan bir sohbet esnasında “ben türkülerimi ibret alsınlar diye söyledim, onlar oynamayı seçtiler” diyerek toplumun duyarsızlığını çok güzel özetlemiştir.

Ne var ki insanoğlu erdemi, hak ve hukuk endişesini, adaleti, ahlakı bir tarafa bırakıp haz ve konfor peşinde koştuğu müddetçe kötülerin haklara tecavüzü devam edecektir.

Ancak şunu ısrarla ifade etmek istiyorum; kimsenin hakkına tecavüz etmeden alnının teriyle hayatını devam ettiren dürüst kahramanları ayrı tutarak kıvançla teşyi ediyorum.

İyiler de bıkmadan, usanmadan, yorulmadan hak, hukuk ve adalet için direnmek zorundadır.

Adaletin egemen olduğu bir dünya dileğiyle…