48,6558$%0,06
56,1907€%0,01
6.782,32%1,02
11.091,00%1,03
44.207,00%1,02
3676096฿%-1.09295
02:00
04 Eylül 2026 Cuma
Dünya'nın Durumu, Türkiye'nin Tarımı
Çektiğin Sıkıntıya Değer mi?
Dumlupınar'dan Aydın'a: Kurtuluşa Uzanan 7 Gün
Aydın, Uluslararası Yük Limanını Hak Ediyor
Sevilmek mi, Anlaşılmak mı?
Esnafın Yükü Vatandaşa mı Kesiliyor?
Sakarya Meydan Muharebesi, Türk milletinin bağımsızlık yolunda en kritik dönemeçtir. Eğer bu zafer kazanılmasaydı, bugün özgürlüğümüz ve Cumhuriyetimiz olmayabilirdi. 23 Ağustos-13 Eylül 1921 arasında süren savaş, Mustafa Kemal Paşa’nın TBMM’den aldığı Başkomutanlık yetkisi ile yürüttüğü stratejik savunma ve taarruz planı sayesinde kazanıldı.
Zaferin ardından işgalci güçlerin kurduğu blok dağıldı. Fransa ile Ankara Anlaşması imzalandı. İtalya Anadolu’dan çekildi. SSCB aracılığıyla Gürcistan, Azerbaycan ve Ermenistan’la Kars Antlaşması yapıldı. TBMM’nin meşruiyeti dünyaca kabul edildi. Mustafa Kemal Paşa’ya “Gazilik” unvanı ve “Mareşal” rütbesi verildi.
Mustafa Kemal Paşa, Gediz Muharebeleri’ndeki başarısızlık sonrası 1920 yılı sonlarında düzenli ordunun kuruluş sürecini başlatmıştı. Ancak 10 Temmuz 1921’de Bursa ve Uşak yönünden Çerkez Ethem gibi işbirlikçilerin desteği ile harekete geçen Yunan ordusu, Kütahya-Eskişehir Muharebeleri’nden üstün çıkarak Ankara’ya yöneldi. Amaçları Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşlarını teslim almak, TBMM’yi ortadan kaldırmaktı.
Bu gelişmeler üzerine Mustafa Kemal Paşa, 5 Ağustos 1921’de TBMM’den Başkomutanlık yetkisi aldı. Ardından Tekalif-i Milliye emirleriyle halkı seferber etti. Ordumuzu Sakarya Nehri’nin doğusuna çekerek Polatlı ve Haymana önlerinde 100 kilometre uzunluğunda, 25 kilometre derinliğinde hilal şeklinde, ağırlığı merkezde olan iki paralel cephe hattı kurdurdu. Güvenilir silah arkadaşlarını önemli mevkilere getirerek muharebenin hazırlıklarını tamamladı.
Paşa’nın planı; Yunan ordusunu bozkırın ortasında yalnızlaştırıp yormak, yıpratmak ve ardından ani bir taarruzla yok etmek üzerine kuruluydu. Bu doğrultuda birliklerimiz, savunma hatlarından çekilmek zorunda kalsa dahi derhal yeni hatlar oluşturacak ve mücadeleyi kesintisiz sürdürecekti. Gücünü yitiren düşman; dinlenmek, ikmal yapmak veya takviye almak için duraksadığı an kesin bir taarruzla imha edilecekti. Tüm bu süreçte düşmanın ikmal yollarını kesme stratejisi de kararlılıkla uygulanacaktı.
Bütün hazırlıklar tamamlanmıştı. İstihbarat raporları, Yunan işgal güçlerinin harekete geçtiğini gösteriyordu. Mustafa Kemal Paşa, 12 Ağustos 1921’de Genelkurmay Başkanı Fevzi Çakmak Paşa ile Polatlı Alagöz karargâhına giderek yaklaşan savaşı yönetmek üzere yerini aldı.
General Papoulas idaresindeki 120 bin kişilik Yunan ordusu; 14 Ağustos 1921’de Kütahya, Eskişehir ve Afyon üzerinden Ankara’ya doğru ilerlemeye başladı. Ordumuzun Sakarya Nehri’nin doğusuna planlı çekilişi nedeniyle Mihalıççık, Emirdağ ve Sivrihisar gibi merkezler, Yunan birliklerince hiçbir dirençle karşılaşılmadan işgal edildi.
Yunan ordusunun 21 Ağustos’ta Sakarya Nehri’nin doğusuna geçmesinden iki gün sonra, 23 Ağustos’ta Sakarya Meydan Muharebesi başladı. Polatlı-Çal Dağı hattını Kâzım Özalp Paşa, Haymana-Mangal Dağı hattını Selahattin Adil Paşa, güney kanadı ve Mangal Dağı çevresini İzzettin Çalışlar Paşa, süvari kolordusunu ise Fahrettin Altay Paşa yönetiyordu.
Muharebenin genel sevk ve idaresi Başkomutan Mustafa Kemal Paşa, Genelkurmay Başkanı Fevzi Çakmak Paşa ve Batı Cephesi Komutanı İsmet İnönü Paşa tarafından yürütülüyordu.
Türbe Tepe, Mangal Dağı, Dua Tepe ve Kartal Tepe gibi muharebe hattındaki mevziler ve stratejik noktalar günlerce, defalarca el değiştirdi. Çatışmalar öyle şiddetliydi ki top sesleri Ankara’dan bile duyuluyordu. 26 Ağustos Cuma günü merkez savunma hattımız çözülür gibi olduysa da işte o an Mustafa Kemal Paşa’nın tarihe geçen emri geldi: “Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır. O satıh bütün vatandır.” Bu söz, yalnızca askerî bir talimat değil, bir milletin bağımsızlık iradesinin manifestosuydu.
Yunan ordusu on altı gün boyunca Polatlı-Haymana cephe hattını aşamadı. Kahraman Mehmetçik, kaybettiği her mevziye karşılık geride yeni mevziler açarak savunmayı kararlılıkla sürdürmüştü. Cepheyi yaramayacağını anlayan General Papoulas ise harekâtı 9 Eylül’de durdurup toplanma ve takviye bekleme emri vermişti.
İşte bu an, Mustafa Kemal Paşa’nın beklediği andı. 10 Eylül’de Alagöz cephe karargâhından 1350 rakımlı Çal Dağı’ndaki çadır karargâha geçerek genel taarruz emrini verdi. Üç gün süren şiddetli göğüs göğüse çarpışmaların ardından, 13 Eylül’de Yunan ordusu Sakarya Nehri’nin batısına sürüldü ve zafer kesinleşti.
Ancak zaferin bedeli son derece ağırdı. Firarilerden sonra 80 bin askere kadar gerileyen ordumuzun toplam zayiatı (kayıp, yaralı, hasta ve esir) 24 bin seviyesindeydi ve 3 bini subay olmak üzere toplam yaklaşık 4 bin şehit verilmişti.
Komuta kademesinin en ön saflarda çarpışması ve nitelikli kayıplar sebebiyle tarih literatürüne “Subay Savaşı” olarak geçen, Mustafa Kemal Paşa’nın “Melhame-i Kübra” (Büyük Kan Gölü) sözleriyle tanımladığı bu destansı muharebede ordumuz, mevcut gücünün dörtte birini kaybetti.
Sakarya’da parlayan bağımsızlık meşalesi, bir yıllık olağanüstü bir hazırlık döneminin ardından Büyük Taarruz ile kesin bir zafere dönüştü. Türk’ün sarsılmaz iradesini tarihe kazıyan bu zaferler zinciri, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş yolunu sonsuza dek açtı.