45,2233$% 0.06
52,9476€% 0.14
6.627,81%0,87
10.799,00%0,77
43.043,00%0,85
3683919฿%1.60778
02:00
04 Mayıs 2026 Pazartesi
ÖZGÜRLÜK VE ÖZGÜR DÜŞÜNCE DARBE YEMEMELİDİR
Taşlardan Parşömenlere: Türkçenin Tarihsel Direnişi ve Yükselişi
Aydınlı Başkanlardan, Festivalcilikte Dünya Rekorları
Esnafın Yükü Vatandaşa mı Kesiliyor?
Kilo Verememenin Sebebi Gerçekten Tiroid mi?
Mutluluk Üzerine
Değerli okurlar,
Türkiye, Cumhuriyet döneminde çok sayıda siyasi ve ekonomik krizlerle boğuşmak mecburiyetinde kalmıştır. Ama milletimiz her şeye rağmen ayakta kalmayı başarmış ve bütün krizlerden ve darbelerden güçlenerek çıkmayı başarmıştır.
Günümüzde de iki yılı aşkındır ekonomik krizle mücadele etmekte, sıkı para politikası ile enflasyonu düşürmek için gayret etmekte ve büyük bir uğraş vermektedir.
Bu politikalar yürütülürken İş Bankası Genel Müdürü Hakan Aran, LeadWorld İş ve Ekonomi Forumu’nda yaptığı konuşmasının doğru aksettirilmediğini ve “kırılganlığın artmasını önleyecek bir program revizyonu öneriyorum” diye 17 Nisan’da bir düzeltme yapmıştır.
Görüşlerini şöyle özetlemiştir:
• Savaş ortamında, petrolün varilinin 90-100 dolara çıktığı bir dönemde enflasyonla mücadelenin bir anlamı kalmadığını ifade ederek, bugün geldiğimiz noktada enflasyon %27’dedir. Mücadeleyi bıraktım derseniz ise ulaşılacak nokta %32’dir diyor.
• Belki de enflasyonla mücadele programı yanında Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın çizdiği stratejik ürün ve odak alanları etrafında ortaya koyduğu HIT-30 (Yüksek Teknoloji Yatırım) programı paralelinde bir dönüşüm programına geçmeyi tartışmanın doğru olabileceğini belirtiyor.
Hakan Aran:
• “Enflasyonla mücadele programına ara verilip, sanayinin dönüşümü programına odaklanılması gerektiği” yönünde açıklamalarının net anlaşılamadığını ifade ediyor ve “Bu konjonktür normalleşene kadar yeni bir denge noktasında oluşacak, reel sektör ve sanayide kırılganlığın artmasını önleyecek bir program revizyonu öneriyorum” diyor.
• “Enflasyonla mücadele programına dönük açıklamalarımın yansımasında tercüme hataları var. Şahsen bugün uygulanan programı ilk günden bu yana destekliyorum.
• Noksanlıklarına rağmen enflasyonun ana sorun olduğunu ve önceliğin de bu olması gerektiğini söylüyorum.
• Bu konjonktür normalleşene kadar yeni bir denge noktasında oluşacak, reel sektör ve sanayide kırılganlığın artmasını önleyecek bir program revizyonu öneriyorum” demiştir.
Acaba Hakan Aran’ı bu konuşmaya sevk eden saik, HIT-30 programının aynı zamanda 30 milyar dolarlık bir teşviği barındırması olabilir mi?
Teşvik Paketi’nin içeriğinde:
• Veri Merkezi Çağrısı: Programın destek bütçesi 1,5 milyar dolar,
• Yapay Zekâ Çağrısı: Destek bütçesi 1,6 milyar dolar,
• Kuantum Çağrısı,
• Endüstriyel Robot Çağrısı: üretilen endüstriyel robot başına 5.000 dolar hibe desteği
Ve daha birçok ve çeşitli destekler bulunuyor.
Mevcut ekonomik program uygulamalarından en büyük kârları elde eden bankaların 2025 yılı verilerini de bir gözden geçirelim.
İş Bankası:
• Net Kâr: 67,8 milyar TL kâr elde etmiştir. (Takriben 2 milyar $) 2024’e göre %50 artmış.
• Bankanın Kredi Hacmi: 2 trilyon TL.
• 4. Çeyrek Kârı: 23,8 milyar TL. (Beklenti 16,2 milyar TL)
• Öz kaynak büyüklüğü: 360,5 milyar TL.
• Vatandaşlardan topladığı mevduatı; yatırımcılara ve tüketim kredisi ihtiyacı olanlara satarak sermayesine %18,81 kazandırmıştır.
Türkiye’de faaliyet gösteren 10 büyük banka 2025 yılını 674,8 milyar TL kâr ile kapatmıştır. (Takriben 18 milyar $)
On büyük bankanın aktif büyüklükleri: 38 trilyon TL (Takriben 1 trilyon $)
Nasıl ki kapitalist sistemde büyük sermaye daha da büyüyorsa, Türkiye’de de aynısı devam etmektedir.
Konunun uzmanı olanlar ve Müslümanlık kimliklerini öne çıkaran ilim ehli ile sermaye sahibi kişiler, bu topluma yeni öneriler sunmak ve bunların hayata geçirilmesini sağlamakla mükellef oldukları kanaatimi ifade etmek istiyorum.
1908 Meclis-i Mebusan seçimlerinde aday olan Tireli Halil Akif, seçim beyannamesinde Avrupa’nın yükselişinin temelinde büyük sermayenin olduğunu söylüyor ve küçük sermayelerin bir araya getirilmesi gerektiğine işaret ediyor.
Mebus adayı Tireli Halil Akif daha da ileri giderek, “Millet-i Osmaniye payidar olabilmek için 25-30 seneye kadar Avrupalıların derece-i terakki ve kemaline vâsıl olmak yolunu tutmak, yahut bütün bütün mahv ve münkariz olmakta muhayyer bulunuyor” diyerek kehanet gibi bir görüşünü de ortaya atıyor.
Yine 1423 yılında Edirne’de yağ ticareti ile uğraşan Hacı Muslihiddin, tek başına temel amacı sıkıntıya düşen esnaf ve tacire yardımcı olmak için o güne göre önemli miktarda sermaye ayırarak “Para Vakfı” kurmuş. Bazı memleketlerini de vakfa bağlamıştır.
Para Vakıfları, 19. yüzyılın sonlarına kadar Osmanlı topraklarında yaygınlaşmış ve hayat sürmüştür.
Bugün dünya toplumunun bankaların esiri olarak yaşamakta olduğunu düşünüyorum.
Müslüman ilim ehli kişiler, kendilerine şu soruyu sorarak arayış içerisine girmeli midir acaba?
“Kur’an bana nasıl bir ekonomik sistemi kurmamı emrediyor?” ve onun emirlerine göre ben de bu emre uygun müesseseler oluşturmak için ne tür çabalar göstermeli ve fikir üretmeliyim ki insanları etrafımda toplayabileyim.
2000 yılından önce bir uçak yolculuğunda yan yana geldiğim MÜSİAD Başkanı’na bu anlayış içerisinde, o günlerde özelleştirilmesi düşünülen Halk Bankası’nı satın almalarını teklif ettiğimde hiç oralı olmadı ve üzerinde de düşünmedi.
Dünyada Siyonizm’in güdümündeki Kapitalizm’le mücadele o kadar kolay değildir.
Kolaylaştırmak için güvenilir insanlar eliyle yapılacak ve inanılırlığı olan orta-uzun vadeli plan ve projeler geliştirilerek küçük sermayelerin bir araya getirilmesi günümüzde önem arz ettiğini düşünüyorum.
Ama 90’lı yıllarda yapılan hesapsız, kitapsız, plansız ve programsız bir şekilde gerçekleştirilen mark toplama uygulamalarından bahsetmiyorum.
Günümüz şartlarına uygun, Osmanlı’daki Vakıf sisteminin modernize edilerek A.Ş. çatısı altında bankalara alternatif “Finans Kuruluşları”ndan bahsediyorum. Uygulama şekli tartışılarak netleştirilebilir.
Bir araya getirilen bu küçük sermayelerin temettü gelirleri dikkate alınmalı, hisselerin değer artışları olacak şekilde kârlı yatırımlara veya ortaklıklara yönlendirilerek yeni ve sağlam temelleri olan bir finans sektörü ortaya çıkarılmalıdır. Hisselerin değer kaybetmesini önleyecek tedbirler de alınmalıdır.
Dünyada birkaç tane büyük grubun yönettiği fonların onlarca trilyon dolar tutarında olduğunu görüyoruz.
Bu işlere bugün başlarsanız 10-20 yıl içerisinde önemli neticeler alınabilir. Başarılı, verimli ve güvenli bir yapı kurulması halinde içeriden ve dışarıdan yatırımcılar yer almak için bu gibi kuruluşlara yönelebilirler.
Bu konuda daha çok düşüneceğiz, ya da kapitalist sistemin ürettiği modele ve bu modelin organları olan bankaların egemenliğine boyun eğmeye devam edeceğiz.
Hepimiz inanıyoruz ki nasıpleri ve rızıkları dağıtanın Cenab-ı Hak olduğunu düşündüğümüzde, işin sonucu ile ilgili olarak oluşabilecek büyüme hızını kestiremeyebiliriz.
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.