DOLAR

48,6538$%0,05

EURO

56,1755%-0,02

GRAM ALTIN

6.807,38%1,39

ÇEYREK ALTIN

11.133,00%1,41

TAM ALTIN

44.377,00%1,41

BİTCOİN

3687791฿%-0.7195

Sabah Vakti a 02:00
Aydın °
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a

İnsana Dair: Her Mesele İnsanın Kendisinde Başlar

Her dönemin bir meselesi vardır. Kimi zaman ekonomi konuşulur, kimi zaman adalet, kimi zaman eğitim, aile, ilişkiler ya da gelecek kaygısı… Hepimizin söyleyecek sözü, şikâyet edecek bir konusu vardır. Eksik olanı görür, yanlış olanı eleştirir, değişmesi gerekenleri sıralarız. Sorulması gereken soru şu: Bütün bu meselelerin içinde ben neredeyim? Çünkü insanın en büyük alışkanlığı, sorunun kaynağını hep dışarıda aramaktır.

Bizi yoran insanlar… bizi anlamayan aileler… bizi tüketen ilişkiler… bizi değersiz hissettiren sistemler… Elbette hayatın yükü vardır. Elbette adaletsizlikler, hayal kırıklıkları ve kırgınlıklar gerçektir. Ancak çoğu zaman gözden kaçırdığımız bir gerçek daha vardır. Hayatımızın yönünü belirleyen yalnızca başımıza gelenler değil, onlara nasıl karşılık verdiğimizdir.

Başkalarını değiştirmek isteriz, fakat değişimin en zor adresi insanın kendisidir. Kırılmaktan korkarız ama kırıldığımızı inkar ederiz. Sevilmek isteriz ama kendimize şefkat göstermeyi unuturuz. Anlaşılmak isteriz ama dinlemeyi bilmeyiz. Saygı bekleriz ama sınır çizmeyi öğrenmeyiz. Ve sonra dönüp hayata kızarız.

Belki de asıl mesele; dünyanın bize ne yaptığı değil, bizim kendimize ne yaptığımızdır. Kaç kez sustuk, sırf huzur bozulmasın diye? Kaç kez “iyiyim” dedik, oysa yardım çığlıkları yükseliyordu? Kaç kez başkalarının onayını, kendi gerçeğimizin önüne koyduk? İnsan bazen en büyük haksızlığı kendine yapar. Kendi değerini küçümseyerek… hayallerini erteleyerek… korkularını kader sanarak… Ve “bir gün” diyerek yaşamayı sonraya bırakarak… Oysa hayatın takviminde en kıymetli gün bu gündür.

Mesele mükemmel olmak değildir. Mesele, kendini tanımak, eksiklerini kabul etmek, yaralarını inkar etmeden yoluna devam edebilmek ve gerektiğinde yeniden başlayacak cesareti gösterebilmektir.

Bugün dünyada bilgiye ulaşmak çok kolay. Ancak insanın kendi gerçeğine ulaşması hâlâ en zor yolculuktur. Çünkü aynaya bakmak cesaret ister. Kendine şu soruyu sormak cesaret ister: “Ben gerçekten yaşamak istediğim hayatı mı yaşıyorum?” Cevabı değiştirmek ise sorumluluk ister.

İnsana dair her mesele; öfke, sevgi, bağışlama, yalnızlık, umut, korku ve cesaret… Önce insanın içinde başlar. İçinde barış olmayanın dünyaya huzur vermesi zordur. Kendini tanımayanın başkasını anlaması zordur. Kendine dürüst olmayanın hakikati savunması zordur. Belki de bu çağın en büyük ihtiyacı olan şey daha başarılı insanlar değil; daha farkında insanlar yetiştirmektir.

İyi toplum, iyi insanlardan oluşur. İyi insan ise önce kendisiyle yüzleşmeyi öğrenir.

Ve unutmayalım… İnsana dair her mesele, insanın kendisinde başlar. Değişim; aynaya bakabildiğimiz cesaret kadar mümkündür.

İnsanın en büyük yanılgısı da hayatı sonsuz sanmasıdır. Sanki hep vakit varmış gibi kırgınlıkları erteliyor, sevdiklerini aramayı erteliyor, özür dilemeyi erteliyor, hayallerini erteliyor, kendini seçmeyi erteliyor… Sonra bir anlıyor ki; hayat, ertelediklerimizin toplamı kadar eksik yaşanmış. Bir başkasının hayatını izleyerek geçen saatler, başkalarının onayını almak için verilen mücadeleler, “Elalem ne der?” korkusuyla bastırılan arzular… İnsanı tüketen çoğu şey dışarıdan değil, içeriden büyür.

Ne garip değil mi? İnsan yabancılara gösterdiği anlayışı çoğu zaman kendisine gösteremez. Başkalarının hatalarını affeder ama kendi kusurlarını ömür boyu sırtında taşır. Herkese ikinci bir şans verir ama kendine yeni bir başlangıç hakkı tanımaz.

Hayat kusursuz insanların ödüllendirildiği bir yer değildir. Hayat, düştükten sonra ayağa kalkabilenlerin, korkmasına rağmen adım atabilenlerin ve en önemlisi kendine rağmen değil kendiyle birlikte yürümeyi öğrenenlerin yolculuğudur.

Bugün durup düşünelim… Kaç yaşındayız? Kaç yaşından beri gerçekten yaşamıyoruz? Ne zamandır sadece görevlerimizi yerine getiriyoruz? Ne zamandır gülüyoruz ama sevinmiyoruz? Ne zamandır konuşuyoruz ama içimizden geçenleri söylemiyoruz?

Belki de insanın en büyük yorgunluğu bedeninde değil, ruhundadır. Ve ruh görülmek ister. Duyulmak ister. Hatırlanmak ister. Bu yüzden kendinize karşı biraz daha cesur olun.

Gitmeniz gereken yerden gidin. Kalmanız gereken yerde kalın. Affetmeniz gerekiyorsa affedin. Ama hiçbir şeyi alışkanlık diye sürdürmeyin. Çünkü alışmak, bazen insanın en sessiz teslim oluşudur.

Bir gün bu dünyadan ayrılırken geriye bıraktığınız evler, makamlar, hesaplar değil; nasıl bir insan olduğunuz konuşulacak. Bir çocuğun kalbinde bıraktığınız güven… Bir dostun omzundaki desteğiniz… Bir yabancının hayatına dokunan nezaketiniz… Ve kendi vicdanınızla kurduğunuz ilişki… Gerçek olan miras budur.

Belki de bu çağın en büyük ihtiyacı; daha çok bilen insanlar değil, daha çok hisseden insanlar… daha çok konuşanlar değil, daha çok anlayanlar… daha çok kazananlar değil, kazandığı hâlde insanlığını kaybetmeyenlerdir.

Ve unutmayın… İnsan olmak, mükemmel olmak değildir. İnsan olmak, kırıldığında sertleşmemeyi, güçlendiğinde kibirlenmemeyi ve karanlığın içindeki ışığı koruyabilmeyi seçmektir. İnsana dair her mesele, insanın kendisinde başlar. Ve belki de bütün ömrün sonunda cevaplamamız gereken tek soru şudur:

“Bunca yıl yaşadım… peki gerçekten insan kalabildim mi?”

YORUMLAR

s

En az 10 karakter gerekli

HIZLI YORUM YAP