DOLAR

48,6544$%0,06

EURO

55,8523%-0,59

GRAM ALTIN

6.665,28%-0,73

ÇEYREK ALTIN

10.927,00%-0,46

TAM ALTIN

43.554,00%-0,47

BİTCOİN

3699550฿%0.21042

Sabah Vakti a 02:00
Aydın °
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a

CHP’de Yeni Dönemin Ayak Sesleri ve Siyasi Dengeler

Türkiye siyaseti, hukuk ile siyasetin iç içe geçtiği kritik bir dönemi yaşıyor.

Son günlerde CHP kurultayı üzerinden gündeme taşınan “mutlak butlan” tartışmaları yalnızca parti içi bir kriz olarak değerlendirilse de bugün ortaya çıkan tablo, Türkiye’de siyasal rekabetin artık yalnızca sandıkta değil; hukuk yorumları, yargı süreçleri, kurumsal güç dengeleri ve toplumsal algı üzerinden yeniden şekillendiğini gösteriyor.

Özellikle seçim hukukunda anayasal yetki sahibi olan Yüksek Seçim Kurulu’nun (YSK) iradesinin, yerel mahkemeler üzerinden tartışmalı hale gelmesi hukuk çevrelerinde ciddi soru işaretleri oluşturmuş durumda. Türkiye’de seçimlerin yönetimi ve denetimi anayasal olarak YSK’nın yetki alanında bulunurken, kurultay süreçlerinin “mutlak butlan” kapsamında değerlendirilmesi yeni bir hukuk ve siyaset tartışmasının kapısını aralamış görünüyor.

Nitekim 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu’nun 21. maddesinde, siyasi partilerin ilçe kongresi, il kongresi ve büyük kongrelerinde yapılacak organ seçimlerinin “yargı gözetimi ve denetimi altında” gerçekleştirilmesi hüküm altına alınmıştır. Bu yönüyle bakıldığında, CHP kurultayına ilişkin tartışmaların doğrudan YSK denetimi yerine adli yargı mercileri üzerinden değerlendirilmesi yalnızca teknik bir hukuk tartışması değil, aynı zamanda siyasi sonuçları olan yeni bir süreci de beraberinde getirmiştir.

Özellikle muhalefet seçmeni ve kararsız seçmen kitlesi içerisinde, yaşanan sürecin yalnızca hukuki denetim amacı taşımadığı; aynı zamanda muhalefetin yargı mekanizmaları üzerinden yeniden şekillendirilmeye çalışıldığı yönünde bir algının oluştuğu dikkat çekmektedir. Siyasette bazen hukuki kararların kendisinden çok, toplumda oluşturduğu siyasi etki belirleyici olur. Bugün yaşanan tartışmaların da tam olarak böyle bir psikolojik ve siyasal atmosfer oluşturduğu görülüyor.

Bu süreç en çok CHP Genel Başkanı Özgür Özel açısından belirleyici sonuçlar doğurabilecek bir gelişme olarak değerlendiriliyor. Özellikle son dönemde izlediği sert ve meydan merkezli muhalefet anlayışı, iktidara karşı toplumsal mobilizasyon stratejisi üzerine kurulmuştu. Ancak “mutlak butlan” tartışmalarıyla birlikte siyasal atmosferin yeniden değişmeye başladığı dikkat çekiyor.

CHP Genel Merkezi’nde, il ve ilçe teşkilatlarındaki rahatsızlığın ölçüldüğü, parti içi güç dengelerinin yeniden değerlendirildiği bir döneme girilmiş durumda.

Bu noktada eski Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’nun sergilediği sakin ve kontrollü tavır da dikkatlerden kaçmıyor. Kılıçdaroğlu’nun doğrudan sert açıklamalar yerine süreci izleyen, kontrollü ve dengeli bir profil çizmesi; parti içindeki gerilimin büyümesini önlediği gibi aynı zamanda “yeniden yapılanma” mesajı olarak da yorumlanıyor.

Aslında CHP içerisinde yapılan açıklamalara bakıldığında ortak bir vurgu öne çıkıyor: Parti yalnızca liderlik düzeyinde değil, muhalefet anlayışı bakımından da yeni bir yol haritası belirlemek üzere farklı bir anlayış içine girebilir.

Çünkü Özgür Özel dönemindeki CHP, Kılıçdaroğlu dönemine göre daha sert sokak siyaseti, meydan mitingleri ve yüksek tansiyonlu muhalefet diliyle öne çıktı. Buna karşılık Kemal Kılıçdaroğlu dönemindeki muhalefet anlayışı daha kontrollü, bürokratik dengeyi gözeten ve devlet kurumlarıyla doğrudan çatışmaktan kaçınan bir çizgide şekilleniyordu.

Bugün yaşanan kriz, aslında bu iki farklı siyaset anlayışının çatışması olarak da okunabilir.

Siyaset kulislerinde en fazla konuşulan başlıklardan biri ise Özgür Özel’in yargı süreçleri üzerinden siyasi baskı altında bırakılabileceği yönündeki değerlendirmeler. Bazı siyaset yorumcuları, süreç ilerledikçe siyasi ve hukuki baskının artabileceğini, hatta tutuklanabileceğini öngörüyor. Hatta kimi değerlendirmelerde, sürecin ilerleyen aşamalarda siyasi tasfiye tartışmalarına kadar uzanabileceği ifade ediliyor.

Özgür Özel’in geçtiğimiz hafta Manisa’da yaptığı konuşmada sık sık “helalleşme” vurgusu yapması da bu nedenle farklı şekillerde yorumlandı. Bu ifadeler bazı çevrelerde, kendisinin siyasi geleceğine ilişkin riskleri gördüğü ve kamuoyuna duygusal bir mesaj verdiği şeklinde değerlendirildi.

Öte yandan Kemal Kılıçdaroğlu’nun hemen olağanüstü kurultay çağrısı yapmaması ve Yargıtay sürecine işaret etmesi, parti içerisinde önce kapsamlı bir yeniden yapılanmanın planlandığı yönündeki yorumları güçlendirdi. Bu süreçte il ve ilçe örgütlerinden parti yönetimine kadar geniş kapsamlı değişimlerin gündeme gelmesi sürpriz olmayacaktır.

Asıl kritik soru ise şu: CHP bundan sonra nasıl bir muhalefet modeli benimseyecektir? Sert meydan siyaseti mi? Yoksa devlet kurumlarıyla daha kontrollü ilişki kuran geleneksel merkez muhalefeti mi?

Bundan böyle Türkiye’de siyaset artık yalnızca seçim sonuçları üzerinden değil; hukuk, medya, bürokrasi ve toplumsal psikoloji üzerinden de şekillendirilebilir. Bu nedenle CHP’de yaşanan liderlik tartışması yalnızca bir isim mücadelesi değil, aynı zamanda Türkiye’de muhalefetin geleceğinin nasıl inşa edileceğine dair büyük bir yön arayışı anlamı taşıyor.

Önümüzdeki süreçte CHP içerisinde üç temel senaryo öne çıkabilir.

Birinci senaryo; Özgür Özel’in siyasi olarak yıpratılması ancak görevde bırakılmasıdır. Bu durumda parti içinde çift başlı bir yapı oluşabilir.

İkinci senaryo; yargı süreçlerinin derinleşmesiyle birlikte Özgür Özel’in etkisiz hale gelmesi ve Kemal Kılıçdaroğlu’nun yeniden denge kurucu aktör olarak öne çıkarılmasıdır.

Üçüncü ve en kritik senaryo ise CHP’nin tamamen yeni bir kadro hareketine yönelmesidir. Bu ihtimal yalnızca genel başkan değişimini değil, muhalefetin dilinin, yönteminin ve siyaset tarzının kökten değişmesini, hatta yeni ayrılıkları da beraberinde getirebilir.

Ancak hangi senaryo gerçekleşirse gerçekleşsin, bugün yaşananlar Türkiye’de siyasetin yalnızca demokratik rekabet üzerinden değil; hukuk yorumları ve kurumsal güç mücadeleleri üzerinden de şekillendiği yeni bir dönemin habercisi niteliği taşıyor.

Görünen o ki… CHP’de başlayan bu süreç yalnızca bir kurultay tartışması değil, Türk siyasetinin önümüzdeki yıllarını belirleyebilecek yeni bir dönemin ayak sesleri olacaktır.

YORUMLAR

s

En az 10 karakter gerekli

HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.