DOLAR

49,7558$%0,14

EURO

55,6946€%-0,04

GRAM ALTIN

6.392,82%0,13

ÇEYREK ALTIN

10.510,00%-0,44

TAM ALTIN

41.891,00%-0,44

BİTCOİN

3984056฿%-0.14478

Sabah Vakti a 02:00
Aydın °
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a

Bahçeli Erdoğan İktidarının Kurtarıcısı Rölünü Mü Üstlendi

Türk siyasetinde bazı liderler vardır; olayların içinde yer alırlar. Bazıları ise olayların yönünü değiştirir. Devlet Bahçeli, uzun yıllardır ikinci grupta yer alan isimlerden biri olarak öne çıkıyor.

Siyasi tarih geriye dönüp okunduğunda ilginç bir tablo ortaya çıkıyor. Türkiye ne zaman kritik bir eşiğe gelse, ne zaman iktidarın önünde aşılması gereken büyük bir siyasi engel belirse, Bahçeli’nin yaptığı bir açıklama ya da attığı bir adım Erdoğan iktidarının kurtarıcısı olarak siyaseti yeniden şekillendiriyor.

Oysa her siyasi parti kendisini iktidar yapmak için vardır.

Tam da bu noktada Milliyetçi Hareket Partisi’nin yıllardır izlediği siyasi çizgi de tartışılmayı hak ediyor.

Çünkü demokratik sistemlerde siyasi partiler, iktidara gelmek ve ülkeyi kendi programları doğrultusunda yönetmek amacıyla siyaset yaparlar.

Ancak MHP’nin özellikle son yıllardaki pratiği, “iktidar olmayı hedefleyen bir parti” görüntüsünden çok, mevcut iktidarın devamını önceleyen bir siyasi anlayış olarak değerlendirilmektedir.

Parti yönetimi, bugüne kadar Cumhurbaşkanlığı, başbakanlık ya da tek başına iktidar hedefini güçlü biçimde kamuoyunun gündemine taşımak yerine, Cumhur İttifakı’nın sürdürülmesini stratejik öncelik olarak benimsemiştir. Bu durum, MHP’nin kendi siyasi iddiasını ikinci plana mı ittiği, yoksa bunu bilinçli bir devlet politikası olarak mı tercih ettiği sorusunu da beraberinde getirmektedir.

Nitekim Devlet Bahçeli’nin kritik dönemlerde yaptığı çıkışlar incelendiğinde, çoğu zaman MHP’nin iktidar olma hedefinden ziyade Cumhur İttifakı’nın ve Erdoğan liderliğindeki yönetimin devamını sağlayacak siyasi zeminleri güçlendiren hamleler olarak yorumlanmaktadır. İşte bu nedenle bugün tartışılan yalnızca bir anayasa formülü değil; MHP’nin uzun vadeli siyasi misyonunun ne olduğu sorusudur.

1999’daki koalisyon süreci, 2002’ye giden erken seçim kararı, 2015 seçimlerinden sonra yaşanan hükümet krizi, 2017’de Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi’ne geçiş…

Her biri Türkiye’nin siyasi tarihinde Erdoğan iktidarının kırılma noktaları olarak yerini aldı. Bu süreçlerin tamamında Bahçeli, yalnızca izleyen değil, Erdoğan İktidarını yön veren aktör oldu.

Bugün de benzer bir tabloyla karşı karşıyayız.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Anayasaya göre iki kereden fazla aday olamaz denirken yeniden aday olabilmenin formülünü tartışmaya açtı.

Bahçeli bu kez anayasal bir formül ortaya koyarak Erdoğan iktidarı devam etmeli açıklaması yaparak 2028’de erken seçim olmalı diyerek hukuki bir adaylık formülü ortaya koydu. Çünkü siyasette bazen bir cümle, bir kanun teklifinden daha büyük sonuçlar doğurur.

Elbette bu çıkışı farklı okuyanlar var.

Bir kesime göre Bahçeli, devletin yönetiminde ortaya çıkabilecek krizleri önceden gören, siyasi tıkanıklıkları aşmak için inisiyatif alan bir kurtarıcı.

Diğer kesim ise aynı tabloya bambaşka bir yerden bakıyor. Onlara göre Bahçeli’nin kritik dönemlerde yaptığı çıkışlar, her defasında Cumhur İttifakı’nın önündeki siyasi engelleri aşmasını kolaylaştırıyor ve mevcut iktidarın hareket alanını genişletiyor.

İşte tartışmanın düğüm noktası da burada başlıyor.
Bahçeli gerçekten siyasetin tıkandığı yerde çözüm üreten bağımsız bir devlet adamı olarak mı hareket ediyor.!?

Yoksa attığı her kritik adımın sonunda kazanan tarafın hep kendisinin olması artık tesadüf olmaktan mı çıkıyor.!?

Bu soruların cevabı sadece niyetlerde değil, sonuçlarda gizlidir.

Çünkü siyasette iyi niyet beyanları değil, ortaya çıkan tablo değerlendirilir.

Bugün Bahçeli’nin ortaya koyduğu formül, yalnızca Erdoğan’ın adaylığı tartışmasını etkilemeyecek; muhalefetin stratejisini, Cumhur İttifakı’nın yol haritasını ve 2028 seçimlerinin seyrini de belirleyebilecek bir sürecin başlangıcı olarak okunmaktadır.

Yürütmede ERDOĞAN…
Yasamada Milliyetçi Hareket Partisi…
Türkiye’de Cumhur ittifakı…
Dünya’da Türk asrı…

Belki de asıl konuşulması gereken, formülün kendisi değil, bu formüle neden ihtiyaç duyulduğudur.

Siyaset bazen satranç gibidir. Herkes son hamleyi konuşur; oysa oyunun kaderini çoğu zaman ilk taşı kimin oynadığı belirler.

Devlet Bahçeli, yıllardır Türkiye siyasetinde o ilk taşı oynayan isimlerden biri olmayı sürdürüyor.

Şimdi geriye tek bir soru kalıyor:
Bahçeli, gerçekten devlet adına kilit açan bir siyaset mi üretiyor; yoksa her kritik dönemeçte iktidarın önündeki kilitleri açan kurtarıcı rolünü mü üstleniyor.!?

Bu sorunun cevabını yine zaman verecek. Ancak bugüne kadar yaşananlar gösteriyor ki Türkiye siyasetinde kritik kavşaklar ile Devlet Bahçeli’nin hamleleri arasındaki ilişki artık sıradan bir tesadüf olarak görülemeyecek kadar dikkat çekici bir görünüm sergiliyor

YORUMLAR

s

En az 10 karakter gerekli

HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.