40,2601$% 0.13
46,7458€% 0.13
4.316,24%0,46
7.009,00%0,17
27.951,00%0,17
4784136฿%1.67421
02:00
04 Ocak 2026 Pazar
Sarıkamış Kuşatma Harekatı: 1914 Felaketi
Aydınlı Esnaf Vali'den Ne Bekler?
İnsan Doğduğu Topraklardan Nefret Eder mi?
Amerika 2026’da Besin Piramidini Tersine Çevirdi
Masumiyet Karinesi ve Fenerbahçe Duruşu
Yörük ve Oğuz Töresinde Narguğan
Türkiye’de işsizlik, işverenlerin açgözlülüğü ve hükümetin eksik/yetersiz politikaları yüzünden kangren oldu. Resmi rakamlar bile genç işsizliğin %20’yi geçtiğini gözler önüne sererken, birçok işveren hâlâ “10 yıl tecrübeli, 25 yaş altı, 3 dil bilen, tercihen yüksek lisans mezunu” şeklinde saçma ve gerçek dışı iş ilanları yayınlıyor. Üstelik ASGARİ ÜCRET karşılığında!
Stajyerlik adı altında gençleri köle gibi çalıştıran, yıldırmayı/mobbingi “iş disiplini” diye yutturan bu düzen, gençleri ya işsizliğe ya da psikolojik sorunlara mahkûm ediyor.
Ülkemizde bugün herhangi bir iş ilanına baktığınızda “Yönetici Asistanı/Sekreter” diye duyuru yapılan pozisyonlarda bile “en az iki dil bilen, ehliyetli, Photoshop’a hâkim, sosyal medya yönetimi tecrübeli, aynı zamanda çay kahve servisi yapabilen” adaylar aranıyor. Üstelik bu yeteneklerin karşılığı genellikle ASGARİ ÜCRET oluyor. Özel sektör, gençleri “çok yönlü çalışan” maskesi altında ucuz iş gücü olarak sömürüyor. Peki bu kadar yetkin bir insan neden açlık sınırında çalışsın?
Çalışanın Değeri Yok Ediliyor
Özel sektörde “takım çalışması”, “start-up ruhu”, “biz bir aileyiz” gibi palavralarla, gençler, sigortasız ve uzun saatler boyunca çalışmaya zorlanıyor. Bir medya çalışanı hem haber yazıp hem video düzenleyip hem de sosyal medyayı yönetiyor,karşılığında ise aldığı ASGARİ ÜCRET. İşverenler, “gençsin, daha çok öğrenmen lazım” veya “iş beğenmiyorsunuz” diyerek emeğin karşılığını vermekten kaçınıyor, emeğinin karşılığını alamayan Türk genci istifa etmek istediğinde ya da ettiğinde de “paran bizde kalmaz, bayramdan sonra, madem işi bırakıyorsun para mara yok git istediğin yere şikayet et” cevaplarıyla aşağılanıyor ve işveren tarafından SGK’nın sürekli art niyetle kullanılan Kod25, Kod18 vb. ile tazminat ve “İŞKUR İşsizlik Ödeneği” almamak üzere işten haksız yere çıkartılıyor.
Küçük Şehirlerde İşsizlik
Büyük şehirlerde iş bulmak zor ama küçük şehirlerde neredeyse imkânsız. Özellikle reklamcılık, medya, müşteri hizmetleri veya yazılım gibi sektörlerde Anadolu’da iş olanakları yok denecek kadar az. “Niye gençler yurt dışına gidiyor?” diye soranlara cevap basit: Çünkü Anadolu’nun büyük bir kısmında iş yok! Olsa dahi hem emek bilinci yok hem de “İnsan Hakları”na aykırı çalışma koşullarında imkânlar sunuluyor. Herhangi bir ilana başvuran genç, “aday arıyoruz” denilen pozisyonun çoktan doldurulduğunu sonradan öğreniyor. Birçok işveren veya insan kaynakları, başvuran genç adaylara olumsuz dahi olsa dönüş yapma nezaketinde bulunmuyor.
Öğrenci nüfusunun yoğun olduğu şehirlerde, ekonomik sıkıntılar gençleri “okurken çalışmak zorunda bırakıyor” Ama bu, bildiğiniz “part-time iş” tanımından çok uzak! Örneğin, Aydın’da yaşayan öğrencilerle yaptığım görüşmelerde, öğrencilerin çoğunun günlük rutini adeta bir işkenceye dönüşmüş: Sabahın köründe yoğun Aydın trafiğinde üniversiteye yetişmeye çalışıyorlar, öğle arasında “yemek molası” adı altında artık yemeklerle veya kalitesiz “fast food” yemekleriyle karınlarını doyuruyorlar, daha sonra sigortasız, güvencesiz, en az 10 saatlik bir kölelik başlıyor! Eve döndüklerinde ise “dinlenmek” yerine ertesi gün aynı çarkın tekrar döneceği stresiyle uyumaya çalışıyorlar.
Tolstoy’un dediği gibi; “Yiyor, içiyor, uyuyor, uyanıyor ama yaşamıyordu.”
Peki bu nasıl mümkün olabiliyor? İş Kanunu’nun 77. maddesi (haftalık 45 saat çalışma sınırı) bu gençler için kâğıt üzerinde kalıyor!
Çünkü denetim mekanizması işverenlere değil, sömürülenlere karşı çalışıyor!
Çünkü “öğrenciyken çalışmak normal” diyerek, bu modern kölelik meşrulaştırılıyor!
Gençler hayatlarının baharında tükeniyor. Ruh sağlıkları bozuluyor, umutları sönüyor, hatta bazıları dayanamayıp gencecik yaşta canlarına kıyıyorlar.
Uzun yıllar Ankara’da yaşadıktan sonra memleketim Aydın’a döndüm, bu anlatılanların abartı olduğunu düşünmüştüm ancak yaptığım bazı iş görüşmelerinde maalesef böyle olduğunu gördüğüm.
Birkaç görüşmeyi sizlere anlatmak istiyorum;
İsmi bilinen bir internet servis sağlayıcısının Aydın’daki iş ortağıyla “uzman” pozisyonu için iş görüşmesi yaptım, ilk görüşmemizde iş hakkında ve ücret beklentisi hakkında konuştuk. Daha başlarken bu pozisyon için ülke ortalamasını baz alarak asgari ücretten çok yüksek olmayan bir teklifte bulundum. İkinci görüşmemizde ise haftada 60 saat çalışma süresi, ay sonlarında ek mesai ve mesai ücretinin ödenmeyeceği, bunun sözleşmeyle kabul edileceği belirtilerek ASGARİ ÜCRET teklif edildi. Bunun teklifini yapan da “İş Kanunu”nu bilen, sadece “patronun” değil çalışanın da hakkını gözetecek olan İNSAN KAYNAKLARI uzmanıydı. Denetim olmadığı için bu kanunsuz ve ahlaki olmayan teklifi açık yüreklilikle yapabiliyorlar. Bu görüşmenin üzerinden 5 ay kadar geçti hâlâ personel arıyorlar… Umarım bir köle bulamazlar.
Bir diğeri ise Aydın’ın bilinen bir firması…
Standart bir memuriyet benzeri pozisyon için görüştüm, mesai saatleri sabah 8.30 akşam 23.00 civarı… Müşteri durumuna göre değişiyormuş. Yani günde ortalama sizi 15-16 saat çalıştıracaklar ve mesai ücreti yok. Tabii yine asgari ücret teklif edildi.
Bir başkası ise tamamen köle istediklerinin göstergesiydi… Aydın’da faaliyet gösteren bir çağrı merkezi ile görüşme yaptım, Soğuk Savaş döneminden kalma, günümüzde “toplu mülakat” denen, insanları hayvan pazarına toplar gibi toplayıp tepki ve duruşlarının izlenmesiyle görüşmemiz başladı. Sonra bir görevli gelerek bir sürü kâğıdı sıranın başındakine verip bir yandakine iletilecek şekilde dağıtılmasını istedi. Bu kâğıtta çalışma/mesai süresi, izin günleri, maaş, yemek, SGK gibi zaten zorunlu olan şeylerin lütuf gibi sunulduğu bilgiler yer alıyordu. Ardından tek tek görüşmeye aldılar, benimle görüşen İK çalışanı gayet kibar ve profesyonel davranan bir beyefendiydi, aksilik olmazsa benimle çalışmak istediğini söyledi, ardından “ TBB Risk Raporu” kontrolü için beni bir başkasına yönlendirdi. Rızam alınmadan e-devlete giriş yaparak doğrulama sistemini kullanıp kredi risk raporumu kişinin bilgisayarına indirmemi, oradaki puanıma göre işe alım konusunda fikir edineceklerini söylediler. Bu durumun KVKK’ya aykırı olduğunu söylediğim de ise şirket politikalarının olduğunu aksi halde süreci sonlandıracaklarını söylediler. Ben de “insanların borcunun olması suç mu?” diye sorduğumda cevap alamadım tabii kısacası borcunuz varsa ve kredi notunuz düşükse işverenlerin gözünde siz “potansiyel bir hırsızsınız”
Daha buna benzer birçok görüşme yaptım, Aydın’da yaşayan değerli işverenler asgari ücret, herhangi bir vasfı olmayan, işe yeni başlayan ve haftada 45 saatlik çalışma karşılığında verilen ücrettir. Bunu sizlere hatırlatmak isterim.
Yaşadığım bu görüşme ve hak ihlallerini Aydın Çalışma ve İş Kurumu’na ilettiğim de ise “üzgünüm bizim yapacak bir şeyimiz yok, zaten işe alınmamışsınız herhangi bir mağduriyet yok, şirketler özel olduğu için…” bla bla laflarıyla geçiştirdiler.
İş arayan insanların haklarını korumakla yükümlü devletin kurumu vatandaşını sahipsiz bırakıyorsa ve denetim yapmıyorsa kimse kalkıp da İNSANLAR İŞ BEĞENMİYOR demesin!
İşte karşınızda, günümüz Türkiye’sinin “nitelikli personel” arayan iş ilanları örnekleri;






Bu ilanlardan yüzlercesini önünüze serebilirim. “İşveren küstahlığı” değil, Türk gencinin kırılan umutlarının, çaresizliğinin resmidir. Gençler, “Ya bu işi kabul ederim ya da aç kalırım” ikilemiyle bu köleliğe razı geliyor. Çözümü konusunda kimse taşın altına elini koymuyor ve olan yine Türk gencine oluyor.
“İş beğenmiyorlar” eleştirisi yapanların, bu şartlar altında çalışıp çalışmayacaklarını kendilerine sormaları gerekiyor.
Esenlikler dilerim.