45,2332$% 0
52,9789€% 0.02
6.623,93%-0,02
10.788,00%0,68
42.999,00%0,76
3689086฿%1.78652
02:00
1982 Anayasası, kabul edildiği tarihten itibaren hemen her yasama döneminde “değişmesi gereken anayasa” eleştirilerine konu olmuş; en son 2017 referandumu dahil olmak üzere toplam yirmi bir kez değişikliğe uğramıştır. Bu durum, mevcut anayasal yapının sürekliliği ve işlevselliğine ilişkin tartışmaların güncelliğini korumasına yol açmıştır.
Bu gerçekliğin de etkisiyle, 2026 yılı bahar mevsimi öncesinde, siyasal gündemde yaşanması muhtemel gelişmelerin kapsamlı bir anayasa reformu tartışmasını yeniden ön plana taşıması beklenmektedir. Özellikle siyasi parti kadrolarının, yeni anayasa arayışları çerçevesinde 20 Ocak 1921 tarihli Teşkilat-ı Esasiye Kanunu’nu “örnek bir anayasa modeli” olarak gündeme getirmesi öngörülmektedir.
Son yıllarda Teşkilat-ı Esasiye Kanunu metni; “demokratik başlangıç”, “yerinden yönetimi esas alan anayasa” ve “çoğulcu model” gibi kavramlar eşliğinde yeniden yorumlanmaktadır. Ancak bu metnin güncel siyasal ihtiyaçlar doğrultusunda bir “ideal model” olarak sunulması, metnin tarihsel ve hukuki niteliğiyle tam anlamıyla örtüşmemektedir.
Çünkü bu kanun, teknik ve hukuki anlamda tam teşekküllü bir anayasa değildir.
20 Ocak 1921’de kabul edilen metin, işgal altındaki bir coğrafyada, Mustafa Kemal Paşa’nın 23 Nisan 1920’de Ankara’da topladığı Büyük Millet Meclisi tarafından, Kurtuluş Savaşı’nı sevk ve idare etmek amacıyla hazırlanmıştır. Bu yönüyle metin, kalıcı bir devlet düzeni kurmaktan ziyade, olağanüstü savaş koşullarında karar alma süreçlerini hızlandırmayı amaçlayan işlevsel bir düzenlemedir.
1876 tarihli Kanun-ı Esasi’nin eki mahiyetindeki bu metin, yalnızca 24 maddeden oluşmuştur. Metinde egemenliğin millete ait olduğu ve yönetim şeklinin “Cumhuriyet” olduğu belirtilse de modern bir anayasanın olmazsa olmazı olan şu unsurlar bu metinde yer almamıştır:
Bu eksiklikler, belgenin bir “devlet inşa belgesi” değil, geçici bir savaş dönemi düzenlemesi olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.
1921 Kanunu’nda yer alan “muhtariyet” (özerklik) ve “devletin dininin İslam olduğu” yönündeki ibareler, bazı kesimler tarafından bu belgeye kasten ve bilerek “ideal anayasa” niteliği atfetme çabalarına zemin hazırlamaktadır. Aradan geçen bir asrın ardından, olağanüstü şartların ürünü olan bir geçiş metnini bugünün toplumsal sözleşmesi olarak sunmak; hem anayasal devlet ilkeleriyle hem de Cumhuriyet’in kurucu değerleriyle bağdaşmamaktadır.
1921 tarihli Teşkilat-ı Esasiye Kanunu, tarihsel işlevini yerine getirmiş ve yerini 1924 Anayasası’na bırakmıştır. Günümüzde yapılması gereken, bu metni siyasal tartışmalara araçsallaştırmak değil; çağdaş demokratik standartlara, hukuk devleti ilkesine ve kurumsal denge-denetim mekanizmalarına dayalı yeni bir anayasa tartışmasını bilimsel bir zeminde yürütmektir.
Kuyumcu 100 kilogram emanet altınla yurt dışına kaçtı
Aydın’da teknede 186 kilo uyuşturucu ele geçirildi
Aydın merkezli yasa dışı bahis ağı çökertildi: 14 tutuklama
Kayıp zihinsel engelli şahıs gölette ölü bulundu
Gazetemizin İmtiyaz Sahibine Eşinin Yanında Saldırı Yapıldı
Kuyumcu 100 kilogram emanet altınla yurt dışına kaçtı
Aydın’da teknede 186 kilo uyuşturucu ele geçirildi
Aydın merkezli yasa dışı bahis ağı çökertildi: 14 tutuklama
Kayıp zihinsel engelli şahıs gölette ölü bulundu
Gazetemizin İmtiyaz Sahibine Eşinin Yanında Saldırı Yapıldı