45,2236$% 0.06
52,9483€% 0.14
6.636,53%1,01
10.814,00%0,90
43.103,00%0,98
3674204฿%1.26101
02:00
Bir ülkede hukukun üstünlüğü, yalnızca yazılı metinlerle değil, o metinlerin hayata nasıl yansıdığıyla ölçülür. Anayasa’da güvence altına alınan haklar, uygulamada karşılık bulmuyorsa, kâğıt üzerindeki teminatların toplum nezdinde bir anlamı kalmaz.
Bugün gelinen noktada, özellikle basın özgürlüğü ve ifade hakkı üzerinden yaşanan gelişmeler, bu çelişkinin en somut örneklerinden biri hâline gelmiştir.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğünü açıkça koruma altına alır. Bu özgürlük, demokratik toplumların temel direklerinden biridir. Aynı şekilde Türk Ceza Kanunu da bireylerin onurunu, güvenliğini ve ifade özgürlüğünü ihlal eden fiilleri suç olarak tanımlar.
Küfür, tehdit ve hakaret içermeyen bir yazı ya da sosyal medya paylaşımı nedeniyle bir kişinin hedef hâline getirilmesi, yalnızca etik değil, hukuki açıdan da ciddi bir sorundur.
Ancak asıl mesele, bu tür fiillerin işlenmesi kadar, sonrasında yaşanan süreçtir. Suç teşkil eden davranışlara rağmen faillerin kısa süre içinde serbest bırakılması, toplumda “cezasızlık” algısını beslemektedir. Hukukun caydırıcılığı zedelendiğinde, suç işleme eğiliminin artması kaçınılmazdır. Bu durum yalnızca bireysel mağduriyetlere değil, toplumsal huzurun bozulmasına da yol açar.
Daha da vahimi, bu tür olayların kamusal alanlarda, üstelik şehrin en işlek noktalarında gerçekleşebilmesidir. Kolluk kuvvetlerinin müdahalesinin gecikmesi, vatandaşın can ve mal güvenliği konusunda ciddi soru işaretleri doğurmaktadır. Devletin en temel görevlerinden biri güvenliği sağlamakken, bu görevde yaşanan zafiyetler toplumda güvensizlik duygusunu derinleştirmektedir.
Öte yandan, bir gazetecinin kaleme aldığı yazı nedeniyle saldırıya uğraması ve sonrasında kamu otoritesinin sessiz kalması, yalnızca bireysel bir ihmalkârlık değil, kurumsal bir sorunun göstergesidir. Bir valinin, emniyet müdürünün ya da siyasi aktörlerin en azından “geçmiş olsun” dememesi, basın özgürlüğüne verilen değerin sorgulanmasına neden olur. Oysa basın, demokrasinin denetim mekanizmasıdır; susturulması ya da sindirilmesi, toplumun nefes borusunun daraltılması anlamına gelir.
Cezalandırılması gerekenlerin korunuyor ya da ödüllendiriliyor algısı ise en tehlikeli eşiklerden biridir. Bu algı yerleştiğinde, hukuk devleti ilkesi yerini keyfiliğe bırakır. İnsanlar haklarını hukuk yoluyla değil, farklı yollarla aramaya yönelir. Bu da toplumsal düzeni geri dönülmesi zor bir kaosa sürükleyebilir.
Sonuç olarak mesele yalnızca bir şehirde yaşanan münferit olaylar değildir. Bu tablo, hukuka olan güvenin aşınmasının, basın özgürlüğünün daralmasının ve kamu otoritesinin sorgulanmasının bir yansımasıdır.
Eğer hukuk herkese eşit uygulanmıyorsa, ifade özgürlüğü fiilen korunmuyorsa ve kamu görevlileri sorumluluklarını yerine getirmekte yetersiz kalıyorsa, o zaman yalnızca bireylerin değil, toplumun tamamının güvenliği tartışmalı hâle gelir.
Unutulmamalıdır ki; adaletin geciktiği ya da eksik uygulandığı her durumda, kaybeden yalnızca mağdur değil, tüm toplumdur.
Aydın’da adalet bu kadar esnemiş, basın bu kadar yalnız bırakılmışsa, suç istatistiklerinde Aydın’ın başı çekmesine şaşırmamalı.
Kuyumcu 100 kilogram emanet altınla yurt dışına kaçtı
Aydın’da teknede 186 kilo uyuşturucu ele geçirildi
Aydın merkezli yasa dışı bahis ağı çökertildi: 14 tutuklama
Kayıp zihinsel engelli şahıs gölette ölü bulundu
Gazetemizin İmtiyaz Sahibine Eşinin Yanında Saldırı Yapıldı
Kuyumcu 100 kilogram emanet altınla yurt dışına kaçtı
Aydın’da teknede 186 kilo uyuşturucu ele geçirildi
Aydın merkezli yasa dışı bahis ağı çökertildi: 14 tutuklama
Kayıp zihinsel engelli şahıs gölette ölü bulundu
Gazetemizin İmtiyaz Sahibine Eşinin Yanında Saldırı Yapıldı