DOLAR

45,2236$% 0.06

EURO

52,9483% 0.14

GRAM ALTIN

6.636,53%1,01

ÇEYREK ALTIN

10.814,00%0,90

TAM ALTIN

43.103,00%0,98

BİTCOİN

3674204฿%1.26101

Sabah Vakti a 02:00
Aydın °
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a
Reklam

Taşlardan Parşömenlere: Türkçenin Tarihsel Direnişi ve Yükselişi

Geçtiğimiz günlerde bir bürokratın, “Türkçe öldü; İmam Hatiplerde Türkçe konuşulması yasaklansın” şeklinde ifadeler kullandığı iddiası kamuoyunda yankı buldu. Bu iddialar gerçek olsun ya da olmasın; bizlere düşen görev, bu tür temelsiz ve gerçeklikten uzak söylemlerin dayanıksızlığını hatırlatmak ve toplumu tarihsel gerçeklerle aydınlatmaktır.

Türkçe; şehirleşmenin ve yazılı kültürün filizlendiği Klasik Antik Çağ’da bağımsız bir dil olarak şekillenmiş, en somut kanıtlarını ise günümüzden 2500 yıl öncesine tarihlenen Esik Kurganı buluntularıyla ortaya koymuştur.

Bu devirde Persler çivi yazısını, Yunanlar Fenike kökenli Grek alfabesini, Çin uygarlığı mühür yazısını, Romalılar ise Grek alfabesinden uyarladıkları Latinceyi geliştirirken; Türkler, Germen ve Vareg topluluklarında görülen runik karakterlere benzer, kendi özgün yazı sistemlerini çoktan inşa etmişlerdi.

Aynı dönemde Doğu Akdeniz’de Sami dilleri yazıyla kurumsallaşırken, Arap yarımadasında henüz ne siyasi bir birlik ne de olgunlaşmış bir alfabe düzeni bulunuyordu.

Orta Çağ’ın şafak vaktinde Arapça ilk yazılı metinlerine yeni kavuşurken, Türkçemiz Çin kültürünün baskın etkisinden sıyrılmış ve bozkırın sınırlarını aşarak gerçek bir medeniyet diline dönüşmüştür. Bu süreç, Batı dünyasında Greko-Romen geleneğinin sürdüğü yüzyıllarla tam bir eşzamanlılık gösterir.

Ancak yaklaşık bir buçuk asır süren Emevî istilası, Türk yurtlarında derin toplumsal sarsıntılara yol açmış ve Türkçe yazı dilinin gelişimini bir süreliğine kesintiye uğratmıştır. Türkler bu dönemde hem kimliklerini koruma mücadelesi vermiş hem de İslam’ın getirdiği yeni siyasi ve hukuki düzene uyum sağlamaya çalışmışlardır.

İstila döneminin getirdiği sosyokültürel baskılar ne kadar ağır olursa olsun, Türkçenin köklü özünü söküp atmaya yetmemiştir. Türkçe, kısa sürede küllerinden doğarak yeni siyasi birliklerle tarih sahnesindeki yerini yeniden tahkim etmiştir.

1000’li yıllarda parşömenlere ve kumaşlara nakşedilen kayıtlar, Türkçemizin kültürel derinliğini ve kesintisiz varlığını açıkça belgelemektedir. Devlet kuran hanedanların bilim ve edebiyat dili olarak Arapça veya Farsçayı tercih etmesi, özellikle Selçuklu devrinde hiç Türkçe eser verilmeyişi Türkçenin yetersizliğinden değil; o dönemin siyasi ve konjonktürel yönelimlerinden kaynaklanmıştır.

13. yüzyıldan itibaren Türkçe, Anadolu’da ve Osmanlı coğrafyasında yeniden büyük bir güç kazanmış; özellikle Arap alfabesiyle kaleme alınan ilk Türkçe edebî eserler ortaya çıkmıştır. Osmanlıca denilen yapay bir yazı dili geliştirilirken Yunus Emre’den Ali Şir Nevai’ye, Şinasi’den Ziya Gökalp’e uzanan o muazzam entelektüel zincir, Türkçenin modern kimliğini tuğla tuğla örmüştür. Böylece Türkçe hem halkın bağrında hem de edebî gelenekte yeniden kök salmış; yazının dili yaşatan en temel unsur olduğu bir kez daha kanıtlanmıştır.

    Bu nedenledir ki Türkçe; imparatorlukların yıkılışından, kitlesel göçlerden, her türlü asimilasyon kuşatmasından ve dinsel etkilerden güçlenerek çıkmış, 1876’da Kanun-i Esasî ile resmiyet kazanmış, 1928 Harf Devrimi ile modern dünyanın sarsılmaz bir parçası hâline gelmiştir.

    Bugün “Türkçe öldü” demek; bu dilin binlerce yıllık hafızasını, milyonlarca insanın iradesini ve anayasal statüsünü yok saymaktır. Bu söylem, tarihsel gerçeklerle bağdaşmayan, saygısız ve ideolojik bir nefretin dışavurumudur. Türkçe, dün olduğu gibi bugün de tüm ihtişamıyla yaşamaktadır ve ebediyen yaşayacaktır.

    Ve elbette, geçmişte olduğu gibi bugün de dili, kültürü ve toplumsal birliğimizi hedef alan zihniyetlerin yeniden palazlanmasına, devlet kademelerinde kök salmasına rıza göstermeyeceğiz. Tarih boyunca bu milleti geriye çekmeye çalışan ne kadar “yeni Saadettin Köpek” türemişse, hepsi millet iradesinin karşısında eriyip gitmiştir.

    YORUMLAR

    s

    En az 10 karakter gerekli

    HIZLI YORUM YAP