40,2601$% 0.13
46,7458€% 0.13
4.316,24%0,46
7.009,00%0,17
27.951,00%0,17
4784136฿%1.67421
02:00
Bugün, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü sonsuzluğa uğurlayışımızın 87. yıl dönümü. Her 10 Kasım’da olduğu gibi, bu yıl da çağın dâhisini derin bir özlem ve sonsuz bir saygıyla bir kez daha anıyoruz.
Ancak Atatürk’ü anlamadan anmak, düşüncelerini yaşamadan, yaşatmadan benimsemek, bir milletin kendine olan saygısını eksiltir.
Atatürk, yalnızca bir savaş kahramanı değil; aynı zamanda bir düşünür, bir milletin kaderini değiştiren, onu karanlıktan aydınlığa çıkaran büyük bir liderdi.
Bu nedenle 10 Kasım, Atatürk’ün “En büyük eserim” dediği Cumhuriyet’i koruma, geliştirme ve yüceltme günüdür.
Bu anlamlı gün, Atatürk’ün ilke ve ideallerini yaşatarak geleceğe ışık tutma sorumluluğumuzu yeniden hatırladığımız özel bir gündür.
Atatürk’ün doğduğu şehir Selanik, Osmanlı İmparatorluğu’nun en gelişmiş kentlerinden biriydi. Fakat imparatorluk çözülme sürecine girmiş, halkıyla olan bağlarını büyük ölçüde yitirmişti.
Yönetici sınıflar ayrıcalıklarını koruma kaygısındaydı. Halk “tebaa” olarak eziliyor; yoksulluk, bilgisizlik ve hastalıkla mücadele ediyordu.
Sanayi Devrimi’nin etkilerine ayak uydurulamamış, ekonomi çökmüş; bilginin yerini dogma, adaletin yerini fetva, sorumluluğun yerini çıkarcılık almıştı.
İşte bu karanlık tablonun içinden Mustafa Kemal doğdu…
O, aklı, bilimi ve insanı merkeze alan bir lider olarak çağının ötesinde bir ışık yaktı. Milletine yalnızca bağımsızlık değil; onur, özgürlük ve aydınlık bir gelecek kazandırdı.
Kurtuluş Savaşı’nı kazanmak, onun için yalnızca bir başlangıçtı. Yıkılmış bir imparatorluğun küllerinden, çağdaş, laik ve demokratik bir Cumhuriyet kurdu.
Bilimi rehber, eğitimi temel, üretimi bağımsızlığın anahtarı yaptı; milleti yüceltti, hukukun üstünlüğünü tesis etti.
Kadın-erkek eşitliğini sağladı, ticari hayatı düzenledi, ayrıcalıkları kaldırdı.
1929 Ekonomik Buhranı’na rağmen fabrikalar kurdu, demiryolları inşa etti; barajlar, okullar ve hastaneler açtı.
Artık halk, devletin “tebaası” değil; onun gerçek sahibi olmuştu. Millî gelirden pay alıyor, kendi geleceğine yön verebiliyordu.
Böylece Türkiye’yi özgür, eşitlikçi ve çağdaş bir devlet hâline getirdi.
Bugün Atatürk’ün düşüncelerine, eserlerine ve hatta heykellerine yönelen nefret, yalnızca bilgisizlikten kaynaklanmaz.
Bu saldırıların ardında, Cumhuriyet’le birlikte ayrıcalıklarını kaybeden sınıfların kökleşmiş öfkesi yatmaktadır.
Atatürk’ün gerçekleştirdiği büyük devrimle devlet, imtiyazlı sınıfların elinden alınarak gerçek sahibine “halka” teslim edilmiştir. Bu tarihî dönüşüm, çıkarlarını yitirenleri derinden sarsmış; öfkeleri zamanla kine dönüşmüştür.
Bugün hâlâ o kinin yankılarını görüyor, duyuyor ve hissediyoruz.
Ancak bu düşmanlık, bu topraklarda kaybetmeye mahkûmdur. Çünkü her 10 Kasım’da milyonlarca kalpte yankılanan tek bir ses yükselir: “Eserine sahip çıkacağız!”
1
Keşkek, Aydın’ın Düğün Yemeği Değildir
1492 kez okundu
2
Büyükşehir Yasasını Bilmeyenlerin “Mezarlık Siyaseti”
731 kez okundu
3
Okula Değil, Hayata Hazırlamak
665 kez okundu
4
Gecikmenin Adı İhmal, Sorumlusu Sağlık Müdürüdür
618 kez okundu
5
Mühendislikten Nasibini Almamış Yeni Dörtyol Köprülü Kavşak Projesi
555 kez okundu