48,6532$%0,06
55,9976€%-0,32
6.775,52%0,92
11.081,00%0,94
44.167,00%0,93
3697198฿%-1.15206
02:00
Adli tatilde adliye daha sessiz oluyor. Koridorlar boş sayılır. Kalemlerin kapısı aralık, ışıkların bir kısmı sönük. Çay ocağından gelen ses bile diğer günlere göre daha az. Fakat ağır cezada tutuklu iş varsa tatil pek işlemiyor. Yine erkenden geliyorsunuz; dosya koltuğun altında, cübbe elde, duruşma saatini bekliyorsunuz.
Beklemek, avukatlığın görünmeyen taraflarından biridir.
Dışarıdan bakıldığında herkes duruşmayı görür. Oysa mesleğin önemli bir bölümü koridorlarda geçer. Cezaevi aracının gelmesini, SEGBİS bağlantısının kurulmasını, önceki dosyanın bitmesini beklersiniz. Arada mübaşir dost kapıdan başını uzatır:
“Biraz daha bekleyeceğiz.”
Sonra yine sessizlik olur. Yanınızdakiyle birkaç kelime konuşulur. Önce havadan, sıcaktan, memleketten başlanır. Söz bir süre sonra insanlara, eski dostlara ve geçip giden yıllara gelir.
Belli bir yaştan sonra çevreyle kurulan ilişki değişiyor. Gençken herkese kendimizi anlatmak istiyoruz. Yanlış anlaşıldığımızda hemen açıklama yapıyor, haksız bir söz duyduğumuzda cevap vermeye çalışıyoruz. Yıllar geçtikçe bazı cümlelerin boşuna kurulduğunu fark ediyoruz. Karşı taraf anlamak istemiyorsa en doğru sözün bile fazla karşılığı olmuyor.
Bu nedenle her meselede son sözü söylemeye çalışmamak gerekiyor. Her tartışmanın içine girmek cesaret değildir. Bazen cevap vermemek, bazen bulunduğunuz yerden uzaklaşmak daha doğrudur.
Çevreyle uyumlu olmak, her davranışı kabul etmek anlamına gelmez. Uyum dediğimiz şey, kişiliğimizden vazgeçmeden bulunduğumuz yeri tanımaktır. Kiminle ne kadar konuşacağımızı, kime ne kadar güveneceğimizi bilmektir. Herkesi kendimiz gibi kabul ederek yaşamak iyi niyet sayılabilir; fakat iyi niyetin yanında biraz da tedbir bulunmalıdır.
İç Anadolu’da (Niğde) hayat bunu insana erken öğretir. Sabah hava açık görünür, akşam ayaz iner. Yola çıkan kişi güneşe aldanmaz; yanına ceketini de alır. İnsan ilişkilerinde de bugünkü güler yüze bakarak hüküm vermemek gerekir. Gün gelir işler değişir. O zaman kimin nerede durduğu daha iyi anlaşılır.
İnsanlar çoğu zaman sözleriyle tanınmak ister. Kendilerini dürüst, vefalı ve güvenilir olarak anlatırlar. Fakat karakter, anlatılanlardan çok davranışlarda ortaya çıkar. İyi günde yanınızda duran çok olabilir. İşiniz bozulduğunda, hakkınızda yanlış bir söz söylendiğinde veya gücünüz azaldığında çevrenizde kalanların sayısı değişir.
Bu yüzden güven hemen verilmemelidir. Zamanla oluşmalı, yaşananlarla sınanmalıdır. Bir kişinin size değil, sizden bir beklentisi olmayan insanlara nasıl davrandığına bakmak gerekir. Çünkü asıl huy, çıkarın bulunmadığı yerde kendisini gösterir.
Hayat yorgunluğu yalnız bedensel değildir. Bazen aynı şeyleri tekrar tekrar anlatmaktan yorulursunuz. Değişmeyecek kişileri değiştirmeye çalışmak, her yanlış anlaşılmayı düzeltmek ve her kırgınlığı onarmak insana ağır gelir. Bir süre sonra yük azaltmaya başlanır. Her davete gidilmez, her konuşmaya katılınmaz, herkes dost sayılmaz.
Bunun adı küsmek değildir; biraz sadeleşmektir.
Sadeleşmek, insanları hayatımızdan öfkeyle çıkarmak değildir. Kimin nerede duracağını belirlemektir. Bazılarıyla aynı sofraya oturulur ama sır paylaşılmaz. Bazılarıyla selamlaşılır ancak uzun yola çıkılmaz. Çok az kişiyle de konuşmadan anlaşılır. Yaş ilerledikçe kalabalık azalır, fakat kalanların değeri daha iyi bilinir.
Koridordaki sohbet sırasında söz Cemil Meriç’e kadar geliyor. Onun düşünce dünyasının temelinde, hazır hükümleri kabul etmeden önce sorgulamak vardır. Bilgi sahibi olmak önemlidir; ancak o bilgiyi yerinde kullanmak daha önemlidir. Çok okumuş olmak da tek başına yetmez. İnsan, bildiğinin davranışına ne kadar yansıdığıyla ölçülür.
İnsan aklını kullanmalı ama kendisini herkesten üstün görmemelidir. Hepimizin yanıldığı, yanlış kişiye güvendiği veya yanlış yerde gereğinden fazla kaldığı olmuştur. Mesele hiç hata yapmamak değildir. Akıllı kişi, yanıldığını fark ettiğinde aynı yolu bile bile yeniden yürümeyendir.
Bundan sonrası için büyük ve gösterişli planlar kurmaya da her zaman gerek yok. Sağlığı korumak, borcu ölçülü tutmak, işi aksatmamak, aileyle bağı kaybetmemek ve güvenilir birkaç kişiyi yanında bulundurmak çoğu zaman yeterlidir. İnsan her şeyi kazanamaz. Herkesi de memnun edemez. Fakat elindekini doğru tutarsa hayatını daha sağlam sürdürebilir.
Bir de geçmişin yükünü sürekli taşımamak gerekiyor. Yaşananı unutmamak başka, her gün yeniden yaşamak başka şeydir. Kırgınlıklar ders olarak kalmalı; hayatın tamamına dönüşmemelidir. Yoksa zarar veren kişi çoktan yoluna devam ederken yükü sırtımızda biz taşırız.
Koridorda otururken bunlar konuşuluyor. İçeride bir kişinin hürriyeti hakkında karar verilecek.
Dışarıda ise herkes kendi hayatının hesabını yapıyor. Bir tarafta dosyalar, tutanaklar ve kanun maddeleri; öte tarafta geçip giden yıllar var.
Meslek insana çok şey öğretiyor. En başta da hiçbir olayın dışarıdan göründüğü kadar basit olmadığını. Her dosyanın arkasında başka bir hayat, her sert sözün gerisinde başka bir korku veya hesap bulunabiliyor. Bu nedenle hüküm vermeden önce biraz durmak, dinlemek ve düşünmek gerekiyor.
Mübaşir dost birazdan kapıya çıkıp dosyanın adını söyleyecek. Sohbet yarım kalacak. Cübbeler giyilecek, dosyalar toparlanacak ve salona girilecek.
Hayat da biraz böyle ilerliyor. Bazı konuşmalar tamamlanmıyor, bazı soruların cevabı hemen bulunmuyor. Yine de vakti gelince ayağa kalkıp yürümek gerekiyor.
O sırada insanın aklına, Anadolu’da yolu ve ömrü birkaç kelimeyle anlatan o tanıdık türkü geliyor:
“Uzun ince bir yoldayım, gidiyorum gündüz gece…”
Gerisini herkes içinden tamamlıyor.
Aydın’da trafik kazası: 3 ölü
İzmir’de bankadaki rehine krizinde 5 çalışan kurtarıldı, şüpheli gözaltında
Dumlupınar’dan Aydın’a: Kurtuluşa Uzanan 7 Gün
Aydın’da trafik kazası: 1’i bebek 4 yaralı
Nazilli’de üst geçide asılan maketle ilgili 1 kişi tutuklandı
Aydın’da trafik kazası: 3 ölü
İzmir’de bankadaki rehine krizinde 5 çalışan kurtarıldı, şüpheli gözaltında
Dumlupınar’dan Aydın’a: Kurtuluşa Uzanan 7 Gün
Aydın’da trafik kazası: 1’i bebek 4 yaralı
Nazilli’de üst geçide asılan maketle ilgili 1 kişi tutuklandı