DOLAR

48,6538$%0,06

EURO

55,8615%-0,57

GRAM ALTIN

6.660,29%-0,80

ÇEYREK ALTIN

10.923,00%-0,50

TAM ALTIN

43.534,00%-0,51

BİTCOİN

3699550฿%0.21042

Sabah Vakti a 02:00
Aydın °
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a

Kurumların Evrimi: Çizgiler, Çelişkiler ve İnsan

İnsanlık tarihi, büyük ideallerle yola çıkan fakat zamanın acımasız çarkları arasında biçim değiştiren yapıların hikayeleriyle doludur. İster toplumsal bir hareket, ister siyasi bir oluşum olsun; organizasyonlar ilk kuruldukları günün saflığı, netliği ve vaatleriyle var olurlar.

Kurucu irade, ilkeleri ve sınırları net bir biçimde çizen keskin bir dil inşa eder. Hedefler bellidir, ilkeler sarsılmazdır. Ancak zaman, statik bir olgu değildir; akar, dönüştürür ve zorlar. Teknoloji baş döndürücü bir hızla dünyayı yeniden kurgularken, hayatın kendi iç dinamikleri ve dış dünyanın getirdiği jeopolitik baskılar, tehditler veya küresel dayatmalar, bu yapıları hiç hesapta olmayan virajlara zorlar.

Neticede, başlangıç çizgisinin rüzgarıyla yola çıkanlar, kendilerini o çizgiden fersah fersah uzakta, bambaşka bir iklimde bulurlar.

Sosyolojinin kurucularından Max Weber, bu durumu “karizmanın rasyonelleşmesi ve bürokratikleşmesi” olarak tanımlar. Weber’e göre, başlangıçtaki o saf, heyecanlı ve karizmatik dönem, kurumun hayatta kalma refleksleri devreye girdikçe yerini mekanik bir çark sistemine bırakır. İşte tam bu kırılma noktasında, kurumlarda görev alan bireyler en büyük ontolojik sınavlarını verirler. Bir yanda kuruluş felsefesinin o tavizsiz ilkeleri, diğer yanda değişen dünya şartlarının getirdiği “hayatta kalma” zorunluluğu…

Dün savunulan temel değerlerle bugün yapılmak zorunda kalınan hamleler, taban tabana zıt kutuplar oluşturur. Bu zıtlık, kurumun içindeki insanı iki ateş arasında bırakır. Görev alanlar, bir yandan kurumsal aidiyeti sürdürmek, diğer yandan vicdani ve fikri tutarlılığı korumak gibi ağır bir psikolojik yükün altında ezilirler.

Sosyoloji ve tarih ilminin piri İbn-i Haldun, kurumların ve devletlerin tıpkı insanlar gibi doğup, büyüyüp, yaşlandığını söyler. İlk baştaki o birleştirici ruh, dışarıdan gelen zorluklar ve içerideki rehavetle zamanla aşınır.

Büyük mütefekkirimiz Cemil Meriç’in de her fırsatta vurguladığı gibi, insan yapımı ideolojiler ve kurumlar, dış dünyanın sert rüzgarlarına maruz kaldıkça kendi öz değerlerini tersyüz edebilirler. Kurumlar büyüdükçe, işleyişteki adalet ve ehliyet anlayışı da şekil değiştirir. İlk günlerde yola çıkarken tek kıstas işi ehline vermek, yani liyakat iken; zorlukların, baskıların ve iç çekişmelerin arttığı fırtınalı dönemlerde yapılar, kendilerini koruma içgüdüsüyle hareket etmeye başlar.

Fikir üreten, sorgulayan beyinler yerine, sadece söyleneni yapan ve kalıplara uyan bir “şartsız itaat” zırhına bürünürler.

Nurettin Topçu’nun “isyan ahlakı” diyerek dertlendiği; hakikati haykıran nitelikli insanların yerini, sorgulamayan kalabalıklar alır. Bu durum, yetişmiş insan kaynağının erimesine yol açar. Sonunda kurumlar, ilk kurucularının o büyük rüyasından uyanıp, sadece günü kurtaran ve kendi varlığını sürdürmeye çalışan devasa çarklara dönüşür. Ortaya çıkan manzara ise maalesef, köklerinden kopmuş ama gövdesini ayakta tutmaya çalışan yapılardan ibaret kalır.

Toplumun bağrından çıkan bilge ozanlar ise felsefenin sayfalarca anlattığı bu kurumsal ve insani yozlaşmayı, zamanın insanı nasıl çiğnediğini tek bir nefeste özetlemeyi başarmışlardır. Kurumların ve makamların geçiciliğini, güç devşirenlerin uğradığı değişimi ve aslolanın insanın özünü koruması olduğunu

Seyrani ne güzel ifade eder:

Aslı rızık olan adem eğlenmez,
Bunda mülk edinip tapu beğenmez.
Dünya süleymana kalmış denilmez,
Sultanlar tahtından indi gidiyor.

YORUMLAR

s

En az 10 karakter gerekli

HIZLI YORUM YAP