40,2601$% 0.13
46,7458€% 0.13
4.316,24%0,46
7.009,00%0,17
27.951,00%0,17
4784136฿%1.67421
02:00
Orta Doğu’nun üç ayrı ülkesinde “İran’da, Suriye’de, Irak’ta” yıllarca kimliksiz, vatansız ve sistem dışı bırakılan Kürtler, bu coğrafyalarda devlet kademelerine adım bile atamazken, kaderin garip bir cilvesi olarak en geniş vatandaşlık haklarını Türkiye Cumhuriyeti’nde buldular.
Bu ülkede seçim sandığından devlete, bürokrasiden akademiye kadar uzanan her kapı herkese olduğu gibi Kürtlere de açıktı. Bu gerçek apaçık ortadayken, PKK’nın dağa çıkardığı gençleri “özgürlük” masallarıyla kandırması, sadece Türkiye’ye değil, kendi halkına da ihanetin en acı örneği olarak tarihe kazındı.
PKK’nın 40 yılı aşan kanlı geçmişi ortada. Çocuk, kadın, sivil, öğretmen, asker, polis ayrımı yapmadan düzenlenen pusular… Köy baskınları, şehirlerde bombalar, mayınlar… Bir halkı temsil ettiğini iddia eden örgütün ilk hedefinin yine o halktan insanlar olması bile, örgütün nasıl bir karanlıktan beslendiğini anlamaya yeter.
Peki bütün bu gerçekler bu kadar açıkken, yıllar boyunca “Analar Ağlamasın, Terörsüz Türkiye” söylemi üzerinden yürütülen o kirli pazarlıklar neyin karşılığıydı?
Sözde “çözüm” adı altında Türkiye Cumhuriyeti’nin masaya oturtulmaya çalışıldığı yapının başında, kendi halkını 40 yıl boyunca ölüm çarkında öğüten bir örgütün kurucusu var. Bebek Katili Apo’nun, İmralı’dan gönderdiği talimatların “barış vizyonu” diye sunulması, aslında büyük bir yanılgının ve siyasi zaafın göstergesi.
Devlet, terörü bitirmek uğruna her yolu denedi; ama terör örgütü silah bırakmak yerine güç devşirmeyi tercih etti.
Silah bırakma tiyatrosunu hepimiz izledik; fakat Kandil hiç silah bırakmadı.
Apo örgüt üzerindeki hâkimiyetini kullanmadı.
Örgüt şehirleri hendeklere gömerken “barış” masalı yırtılıp çöpe atıldı.
Bugün hâlâ “ana dilde özgürlük”, “özerklik”, “kimlik mücadelesi” gibi söylemler, PKK’nın siyasal aparatları tarafından toplumu manipüle etmek için kullanılmaya devam ediyor.
Oysa Türkiye Cumhuriyeti’nde kimse günlük hayatında konuştuğu dil nedeniyle cezalandırılmıyor, kimse etnik aidiyeti yüzünden devlet kapısından geri çevrilmiyor, kimse kimliğini saklamak zorunda bırakılmıyor.
Bu gerçekleri bilerek hâlâ PKK’nın çizdiği suni mağduriyet haritasını siyaset zeminine taşıyanlar, aslında özgürlük talep etmiyor; örgütün politik vizyonuna hizmet ediyor.
Bugün yapılması gereken bellidir: Terörle arasına mesafe koyamayan hiçbir yapı, hiçbir siyaset, hiçbir söylem bu ülkenin geleceğinde yer alamaz.
Çünkü bir ülke terörle değil, hukukla barışır.
Silahla değil, adaletle güçlenir.
Dağdaki talimatla değil, sandıktaki iradeyle yönetilir.
Türkiye, terör örgütlerinin gölgesinde demokrasi arayacak kadar zayıf bir devlet değildir.
Bugün bu ülkenin en büyük ihtiyacı, terörün silahını da söylem kılıfına bürünmüş siyasal versiyonlarını da aynı kararlılıkla reddetmektir.
Gerçek barış; terörün bitmesiyle, milletin ortak değerlerde buluşmasıyla, devletin bütün kurumlarıyla eşit yurttaşlık hukukunu kararlılıkla uygulamasıyla mümkündür.
Ve artık Türkiye, sahte barış masallarına değil, terörsüz bir geleceğe gerçekten adım atmak istemektedir.
“Terör örgütü kendini fes ederse haklarında ceza uygulaması olmaz” diyen Cumhurbaşkanı danışmanı Mustafa Şen, “Şehit aileleri ve gazilere” sordu mu?
“Türkiye’de Kürt sorunu var” diyenler, İran’da, Suriye’de, Irak’ta Kürtlerin yaşadıklarıyla Türkiye’de kendilerini Kürt olarak kabul edenlerin yaşamına baksınlar.
1
Keşkek, Aydın’ın Düğün Yemeği Değildir
1492 kez okundu
2
Büyükşehir Yasasını Bilmeyenlerin “Mezarlık Siyaseti”
730 kez okundu
3
Okula Değil, Hayata Hazırlamak
664 kez okundu
4
Gecikmenin Adı İhmal, Sorumlusu Sağlık Müdürüdür
618 kez okundu
5
Mühendislikten Nasibini Almamış Yeni Dörtyol Köprülü Kavşak Projesi
554 kez okundu