DOLAR

48,6532$%0,06

EURO

55,9976%-0,32

GRAM ALTIN

6.775,52%0,92

ÇEYREK ALTIN

11.081,00%0,94

TAM ALTIN

44.167,00%0,93

BİTCOİN

3697198฿%-1.15206

Sabah Vakti a 02:00
Aydın °
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a

Bir Milleti Zenginleştiren Formül

Dünyada zengin olan hiçbir ülke tesadüfen zenginleşmedi. Kimisi petrolün üzerinde oturduğu hâlde yoksullukla mücadele etti, kimisi ise neredeyse hiçbir doğal kaynağa sahip olmadan dünyanın en güçlü ekonomileri arasına girdi. Çünkü milletleri zenginleştiren asıl güç, sahip oldukları kaynaklardan ziyade ürettikleri değerlerdir. Zenginlik, toprağın altında bulunanlarla değil, insan aklının ürettikleriyle inşa edilir.

Bunun en çarpıcı örneklerinden biri Çin’dir. Uzun yıllar ucuz iş gücü ile anılan Çin, bugün üretimin yanı sıra yüksek teknoloji geliştiren ve katma değerli ürün ihraç eden bir ekonomiye dönüştü. Elektrikli otomobilden bataryaya, yapay zekâdan elektronik ürünlere kadar birçok alanda dünyanın en büyük üreticileri arasında yer alıyor. Çin’in yıllık mal ihracatı trilyonlarca dolara ulaşırken, bu başarının arkasında fabrikalardan çok planlı sanayi politikaları, Ar-Ge yatırımları ve küresel pazarlarda rekabet edebilen markalar bulunuyor.

Bir diğer dikkat çekici örnek ise Singapur’dur. Yüzölçümü birçok şehirden küçük, doğal kaynakları son derece sınırlı olan bu ülke, bugün dünyanın en yüksek gelir seviyelerine sahip ekonomilerinden biridir. Bunu, elinde petrolü olmadan limanlarını küresel ticaretin merkezi hâline getirerek, eğitime yatırım yaparak, yatırımcıya güven veren bir ortam oluşturarak ve rekabetçi bir şirketler vergisi sistemi uygulayarak başardı. Bugün Singapur’da şirketler için uygulanan kurumlar vergisi oranı %17’dir ve bu sistem uzun yıllardır yatırım çekme stratejisinin önemli unsurlarından biri olmuştur.

İrlanda da ezber bozan bir başarı hikâyesidir. Uzun yıllar Avrupa’nın daha zayıf ekonomileri arasında gösterilen ülke, rekabetçi kurumlar vergisi politikası ve yatırım dostu yaklaşımı sayesinde dünyanın en büyük teknoloji şirketlerini kendine çekti. Üretim, yazılım geliştirme ve yüksek katma değerli sektörlerde oluşturduğu ekosistem, ülkenin ekonomik dönüşümünü hızlandırdı. Buradan çıkarılacak ders açıktır: Sermaye yalnızca teşvik aramaz; üretimi ve yatırımı destekleyen öngörülebilir politikalar da ister.

Ekonomik kalkınmanın temelinde yalnızca daha fazla üretmek değil, daha değerli üretmek vardır. Ham madde satan ülkeler gelir elde edebilir ancak işlenmiş, markalaşmış ve teknoloji içeren ürünler satan ülkeler kalıcı refah oluşturur. Bu nedenle Ar-Ge, inovasyon ve markalaşma artık bir tercih olmaktan çıkarak ekonomik bağımsızlığın vazgeçilmez şartlarıdır.

Vergi politikaları da bu denklemin önemli bir parçasıdır. Elbette güçlü bir devletin vergi gelirine ihtiyacı vardır. Ancak üretimi ve yatırımı zorlaştıracak ölçüde yüksek vergi yükü, ekonomik faaliyetleri yavaşlatabilir ve kayıt dışılığı teşvik edebilir. Buna karşılık üretimi destekleyen, öngörülebilir ve rekabetçi bir vergi sistemi yatırım iştahını artırabilir, büyüyen ekonomiyle birlikte vergi tabanının genişlemesine de katkı sağlayabilir.

Dünya örnekleri aynı gerçeği gösteriyor. Zenginlik tesadüfün, şansın ya da yalnızca doğal kaynakların eseri değildir. Üretimin, katma değerin, teknolojinin ve doğru ekonomik politikaların sonucudur. Türkiye de bugün sahip olduğu genç nüfusu, üretim potansiyeli ve girişimci ruhuyla bu başarı hikâyelerinden birini yazabilecek güce sahiptir. Çünkü zengin ülkeler daha çok çalışan değil, daha akıllı üreten ülkelerdir.

YORUMLAR

s

En az 10 karakter gerekli

HIZLI YORUM YAP