40,2601$% 0.13
46,7458€% 0.13
4.316,24%0,46
7.009,00%0,17
27.951,00%0,17
4784136฿%1.67421
02:00
17 Kasım 1911, Cuma sabahı. Nazilli, henüz güne uyanmadan önce Kaymakamlık binasının önündeki çınar ağacına başı ve elleri kesilmiş, göğüs derisi yüzülmüş bir erkek cesedi baş aşağı asıldı.
Bu insanlık dışı eylemin ardında Nazilli’yi kendi çıkar ağıyla kontrol etmeye çalışan Arpaz Ağa’ya yaranmak isteyenler vardı. Fakat halkın adalet arayışını bastırmak, yoksulların taşıdığı umudu söndürmek isteyenler, amaçlarına ulaşamadı.
O gün yaşananlar Nazilli’nin belleğine kazınan bir yara olarak kaldı ve zamanla tek bir isme dönüştü: Çakıcı Mehmet Efe.
Çakıcı Mehmet’in ailesi, 17. yüzyılda Kilikya Ermenilerinin şikâyetleri üzerine Çukurova’dan Ödemiş yöresine zorla göçtürülen Kaçar Türkmenlerindendi.
Bu köklü topluluğun evladı olarak 1871 yılında Ayasuluk’ta, bugünkü Türkönü köyünde dünyaya gelen Mehmet’in çocukluğu yoksulluk, hastalık ve adaletsizliğin gölgesinde geçti.
Mehmet’in babası Ahmet, firari askerleri yakalamakla görevli bir kır bekçisiydi. 93 Harbi’nde yaralanmış, gazi olarak köyüne dönmüş; ancak Mehmet, yedi yaşındayken hayatını kaybetmişti.
Henüz çocuk yaşta yetim kalan Mehmet’in kalbine o gün büyük bir isyan ateşi düştü. Çünkü babasının ölümü, hain bir tuzağın sonucuydu.
1892’de evlendi. Ailesini geçindirmek için halk arasında “ayıngacılık” diye bilinen tütün kaçakçılığıyla uğraştı. 1896’da iki sarhoşun namusuna dil uzatması, sabrını taşıran son nokta oldu. Hükmünü verdi ve cezayı kesti.
Bileklerine vurulan zincirler çözüldüğünde ferhane koğuşunun taş duvarları arasındaydı. Burada aylarca sessiz bir öfke büyüttü.
1898’de meşru müdafaa gerekçesiyle serbest kaldığında artık o eski Mehmet değildi. Cezaevinde geçirdiği günler, ondan masumiyetini almış; yerine adaleti kendi elleriyle arayan, hak ve halktan yana bir insan bırakmıştı.
Köyüne dönse de huzur bulamadı. Babasının katili çıkarcı muhafızların baskısı artınca, bunlara boyun eğmek yerine dört akrabasıyla birlikte Bozdağ’ın sarp yamaçlarına sığındı.
1899’da Ödemişli tefeci Mustafa Ağa’nın çiftliğine yaptığı baskın, Çakıcı Mehmet Efe efsanesinin başlangıcı sayılır.
Bu olayın hemen ardından babasının katili olan ve halka zulmettiği bilinen orman muhafızı ile eşinin ırzına geçmeye kalkışan Kamalı’yı öldürdü. Derken Tire’yi bastı. Tefeci esnafını ve onlara arka çıkan zaptiyeleri kasaba meydanında cezalandırdı.
Sherwood’lu Robin gibi zenginden aldı, yoksula verdi. Hastalar için şifacılar getirdi; köylere mezarlıklar, camiler, köprüler, yollar ve çeşmeler yaptırdı. Bu ün onu hem korkulan hem de saygıyla anılan ve güvenilen bir efe hâline getirdi.
Neredeyse her köyde bir yatağı, bir habercisi vardı; fakat hiçbir zaman yanında sekiz kişiden fazla zeybekle dolaşmadı.
Bozdağ’ın doruklarından Aydın Dağlarının yüce silsilesine, Büyük Menderes’in bereketli ovasından Küçük Menderes’in gizemli topraklarına, Madran’ın serin sularından Bakırçay’ın verimli düzlüğüne kadar, Batı Ege’nin dağ ve ovalarında on üç yıl boyunca yürüdü.
Her adımı bir yankı, her nefesi bir çağrıydı. Zalime korku, mazluma umuttu. Kimin kalbinde zulüm saklıysa, onun karşısına kendi adaletinin sarsılmaz gücüyle dikildi ve zulmün sesini susturdu.
Ünü Batı Ege’nin dört bir yanına yayılmıştı. Devletin gözünde bir “eşkıya”ydı belki; ama halk için adaletin efesiydi. Üç kez gelen af teklifini kabul etmiş, fakat her seferinde döneklerin ihanetine uğrayarak yeniden dağa çıkmıştı.
Kaderin son perdesi 1911 Kasım’ında açıldı. Nazilli’de Arpaz’ın tefeci Ağası’nı fidye için kaçırmakla başlayan kovalamaca, Karıncalı Dağı’nda üç gün süren bir çatışmaya dönüştü.
17 Kasım gecesi cephanesi tükendi. Kaçmaya çalışırken bir kurşunla yere düştü. Yanındaki kızanları Hacı Mustafa ve Osman da onunla can verdi.
Son nefesinde cesedinin düşmanın eline geçmemesi için vasiyet etti. Kızanı ve akrabası Çamlıcalı Ali, ellerini, başını ve göğüs derisini kesip torbaya koyarak gece vakti izini kaybettirdi.
Ama Çakıcı’nın bedeni bile rahat bırakılmadı. Yetkililer, uzuvları kesik cesedin Çakıcı olduğunu anlayınca, ibret olsun diye Nazilli Hükümet Konağı’nın kapısı önünde baş aşağı astılar. Günlerce orada sallandı Efe’nin bedeni.
O görüntü Nazilli’nin yüreğine kazındı ve halkın hafızasından hiç silinmedi. Ceset kokuşunca kuru bir su kuyusuna atıldı ve üzeri kapatıldı. Yıllar sonra ailesi izin alarak kalıntıları çıkardı ve doğup büyüdüğü topraklara, Ödemiş’in Karaköy Mezarlığı’na gömdü.
Dün olduğu gibi bugün de o topraklardan geçenler, mezarının önünde durur; ellerini dua için kaldırıp, “Ruhun şad olsun, Efem…” derler. Halk onu ne unuttu ne de unutacaktır. O, adaletin sustuğu yerde halkı için son sözü söyleyen, hakkı sağlayan bir efeydi.

1
Keşkek, Aydın’ın Düğün Yemeği Değildir
1492 kez okundu
2
Büyükşehir Yasasını Bilmeyenlerin “Mezarlık Siyaseti”
731 kez okundu
3
Okula Değil, Hayata Hazırlamak
665 kez okundu
4
Gecikmenin Adı İhmal, Sorumlusu Sağlık Müdürüdür
618 kez okundu
5
Mühendislikten Nasibini Almamış Yeni Dörtyol Köprülü Kavşak Projesi
555 kez okundu
Çakıcı bizim için efsanedir. Mekanı cennet olsun.